Ana içeriğe atla

Kayıtlar

"Kendine Ait Bir Oda" Yorumu

Ben, “Kendine Ait Bir Oda”ya başladığımda bu kitabı bu kadar seveceğimi düşünmemiştim. Hatta beğenip beğenmeyeceğim hakkında bir düşünceye dahi sahip değildim. Virginia Woolf’u sevdiğim için almıştım. Kadının cümleleri harika! Virginia Woolf kesinlikle benim onun için yazdığım bu cümleleri hak etmiyor. Ona layık olan cümleleri çoğu insan kuramayacağı için rahatım ama. Bu kadar iyi bir yazar olması bizim değil, onun suçu.
Daha ilk cümleden sizi kitaba çekiyor, Woolf. Kesinlikle ilk on, elli ya da yüz sayfası sıkıcı, devamı sizi heyecanlandıran kitaplardan değil “Kendine Ait Bir Oda”. Her sayfayı, her cümleyi dikkatle okuyacağınız, belki de aklınıza yerleştirmek için bir cümlesini defalarca kez okuyacağınız bir kitap. Daha önce de olmuştu tekrardan okumak istediğim kitaplar ama üzerinden zaman geçtikten sonra istemiştim ben bunu. Ama “Kendine Ait Bir Oda”yı okurken bile başa dönüp tekrar okumak istedim. Bitirdiğimde de bu fikrim değişmedi.
Kitap Kadın ve Kurmaca üzerine yazılmış. Altı …
En son yayınlar

EDEBİYATTA GERİLEME DÖNEMİ

Edebiyatçılar Cumhuriyet Dönemi Edebiyatı devam ediyor ya da etmiyor şeklindeki tartışmalar içerisindeyken son dönemlerde internetin etkisiyle kitaplaşan hikâyeler sanırım bu tartışmaya net bir cevap şeklindedir. Bu kitaplar, hatta kitap demeye bile dilim varmıyor, mutantlar, ne yazık ki her geçen gün artmakta. Ve bunda en büyük suç yayınevlerinde. Ama bu demek değil ki tek suçlu onlar.

Cumhuriyet Dönemi Edebiyatı bitti diyorum. Peki, onun yerine ne başladı? Söyleyeyim size: Gerileme Dönemi. Neden mi? Gerek eserlerin yazım dili olsun gerek de içerikleri olsun umut verici cinsten değil. Hatta çoğu mutant kitap birbirine benzer şekilde ilerliyor. Bu oldukça rahatsız edici. Geleceğe bırakılacak eserler bunlar mı olacak, diye düşünmeden edemiyor insan. Allah’tan içlerinde birkaç umut verici eser var da insanın içi bir nebze de olsa rahatlıyor.

Elbette her insan mükemmel bir romanla başlamaz yazmaya. Her yazarın olmuştur çıraklı dönemi. Herkes yazmıştır içerik ve yapı bakımından yerlerde…

Majoris

Aslında ne kadar önemsizsin şu koca dünyada. Yıldızlara bak. Ne kadar küçük gözüküyorlar, değil mi? Değil! Çok büyükler! En büyük yıldızın adını biliyor musun? VY Canis Majoris. Güneşin yanında dünya ne kadar küçük kalıyorsa, güneş de o yıldızın yanında o kadar küçük kalıyor. Hatta daha da küçük! Ve sen küçücük dünyanın içindeki küçücük bir insansın. Bir de bu yıldız bilinen en büyük yıldız, daha da büyük yıldızlar var olabilir. Düşün. Evrene oranla boyutun o kadar küçük ki ve evren için o kadar önemsizsin ki… Dünyada da önemsizsin. O kadar bilim adamı, doktor, mimar, yönetici, sanatçı, ünlü varken seni kim fark edebilir ki? Sen küçük ve önemsizsin. Hiçbir yararın dokunmuyor, zararın da yok. Fark edilmek istiyorsan farklı olmak zorundasın. Yine de ne kadar o saydığım mesleklerden biri de olsan yine küçük ve önemsiz olacaksın. Aslında hepimiz öyleyiz. Peki, neden duygularımızı bu kadar büyütüyoruz? Neden en ufak tartışmaları büyütüp küskünlükler yaratıyoruz. Koca evrende bir noktadan …

Kitap Oku!

Çoğumuz sık sık, gerek okulda, gerek evde, gerek internette dolaşırken rastlantı eseri gördüğümüz yerde “Kitap oku!” cümlesi ile karşılaşırız. Tabi zaten yeterince –ki Türkiye’deki okuma oranlarına baktığımızda asla bu sayı bizim düşündüğümüz ‘yeterince’ kelimesini karşılamıyor ama en azından çevremizdekilere göre daha çok kitap okuduğumuzdan böyle benimseniyoruz- kitap okuyorsak bu cümle ile hiç karşılaşmayız. Sonuç olarak çoğumuz bu cümleyi duymuşuzdur. Nedense biz hep kitap okumayı sıkıcı, bitmek bilmeyen bir eylem olarak görmüş ve büyümüşüzdür. Bundaki en büyük etken kesinlikle “Kitap oku!” cümlesindeki eksiklikler, yanlışlıklardır. Bir kere kitap okumak bir emir olduğu için değil sevildiği için yapılan bir eylem olmalıdır. Çoğu kişi benim gibi mi düşünüyor bilmiyorum ama yapmayı en sevdiğim bir şey dahi olsa bana onu yapmam emredilerek söylenirse içimden hiç yapmak gelmez ama zorunda olduğum için isteksizce yaparım. İşte bu yüzden kitap okumak sevdirilmelidir. Şu anda kitap okum…

OKULDA YALAN SÖYLEMEYİ ÖĞRENİYORUZ

Not: Bu yazıyı sonuna kadar okursanız asıl anlatmak istediğimi anlayabilirsiniz. Böyle bir durumla karşılaşacağımı hiç düşünmemiştim yazan biri olarak ama hiç düşünmediğimiz şeyler başımıza gelirmiş ya, işte benim de geldi. Geçenlerde okulumuza gelen bir yazar hakkında düşündüklerimi yazmam istendi. Bu yazı milli eğitim müdürlüğüne gönderilecek ve ona göre gelecek yıl bu yazarın tekrar okulumuza gelip gelmeme durumu kararlaştırılacaktı. Ve bunu bana son gün söylediler. Eve gittiğim zaman bilgisayarın başına oturup, boş sayfaya bakarak yazacaklarımı nasıl hafifletebilirim ve ne kadar az kırıcı bir şekilde bu yazıyı yazabilirim diye düşündüm. Sonunda buldum nasıl yazacağımı ve yazdım. Düşüncelerimi samimi bir şekilde yazdım çünkü ben yazarken rahat olmak isterim, kimse beni kısıtlamamalı. Belki düşündüğümden daha az hafifletmiş olabilirim ama sonuç olarak yine de tam olarak düşüncelerimi ifade etmedim, biraz kelimelerin arkasına saklandım. İsteyen oradan benim anlatmak istediğimi bulabi…

Karanlık...

Bağımlı olmak… Bir insan nelere bağımlı olur? Neden bağımlı olur? Ve bağımlısı olduğu şeyi istediğinde neler hisseder? Peki, herkes bağımlısı olduğu şeye karşı aynı duygular içinde midir? İstemek, çok istemek… Çok, çok ve çok istemek… Nasıl olur da bir şeyi bu kadar çok isteyebiliriz? Nasıl olur da bir şey, çok istediğimiz bir şey hakkında kendimizden daha çok bahsedebiliriz? Nasıl olur da kendimizi bu kadar az tanıyabiliriz? Karanlık, hayal gücü genişliğinde karanlık… Gözlerim kapalı, uyumayı diliyorken hiç anlamadan göz kapaklarım açılmış, beynim yine kelimeleri ardı ardına sıralayarak cümleler, paragraflar oluşturmaya başlamıştı. Nasıl oldu bilmiyorum ama kalbimin yerinden çıkacakmış gibi attığını hissettim. Cümleler beynimin içinde dönüp duruyordu. Yatakta doğruldum, etrafıma bakındım. Oysaki ben karanlıktan korkan bir kızım. Peki, beni bu gece korkutmayan neydi? Yoksa bu defa karanlık mı bana ilham vermişti? Heyecandan ellerimin titrediğini hatırlıyorum. Ellerim, parmaklarım, tü…

Canım sıkılmış galiba...

06.12.2012 Perşembe Saat: 17:16
Çok üzgünüm şu anda. Neden? Çünkü içine yazılarımı yazdığım yeşil defterimi kaybettim. Gerçi nerelere koymuş olabilirim diye kapsamlı bir araştırma yapmadım ama olsun. Sonuç olarak olabilecek yerlerde değil ve o defter benim için çok önemli. Mesela ben burada bir yazı paylaşmadan önce ilk ona yazıyorum, sonra bilgisayara geçirip paylaşıyorum. Tabi o defter aslında bir tek öykü defteri değil: Her şey! Neden mi? Çünkü içinde hikayeler, denemeler, birkaç gün sürmüş rüya günlüğüm, arkadaşlarıma yazdıklarım, arkadaşlarımın bana yazdıkları, saçma sözler, birkaç tane çizim, ciddi olarak yazdığım şiirler, saçmaladığım şiirler, yazma eyleminin hayatımdaki yeri ile ilgili beş ya da altı sayfalık yazı, sevdiğim İngilizce kelimeler, bana göre kafiyeli, anlamlı ve güzel olan İngilizce şarkılar ama Yasemin’e göre komik olan şarkılar ve tabi daha fazlası var! Şu anda tam hatırlamıyorum daha neler olduğunu. İşte öyle yani, defter çok önemli! Şu anda matematik defterin…