Ana içeriğe atla

Her Şeylerim






 Ben hayatımın her şeylerinden bahsetmek istiyorum çünkü bunları beni Burcu yapan özellikler.
 Ailem ile başlamalıyım hayatımın her şeylerinden; beni büyüten ve hep vakit geçirdiğim insanlardan bahsetmem gerekir ilk başta. Annem ve babamdan özellikle… Onlardan daha da önce bahsetmeliyim. Benim üzerimdeki en büyük iyilikleri beni büyütmüş olmaları; biliyorum bu klasikleşmiş bir cümle ama yapılabilecek başka bir şey yok. Ayrıca annemle babam hep iyiliğimi istediler, hiçbir zaman kötülüğümü istemediler. Ben biraz başımın dikine gittiğim için onları kötü olarak görmüş olabilirim ama bu kesinlikle bir saniye sonra bile değişebilen bir düşünce!
 Bazen onlarla küsüyorum ama bir saat sonra küstüğümü unutuyorum, bu çok garip; bir başkası ile küstüğümüz zaman oysaki onu asla unutmayız ama aileden biri ile küstüğümüzde unutuyoruz. Sanırım bu başka kimselere güvenemeyecek olmamızdan. Ablam ve kardeşimle de kavga ettiğim zaman kısa bir süre sonra onlarla kavga ettiğimi unutuyorum ve sanki böyle bir şey hiçbir zaman yaşanmamış gibi yaşamıma devam ediyorum.
 Benim bir de kankalarım var. Onlar da benim için çok değerliler; hatta öyle değerliler ki bunu ailemden hemen sonra, Avril’dan ise hemen önce bahsetmiş olmamdan anlayabilirler. Yalnız arkadaşlık ve kankalık ayrıdır; arkadaşlarım çoktur ama kankalarım azdır. Gerçekten kankalarım bir elin parmak sayısını geçmiyor.
 Kankalarım ile hep güleriz, eğleniriz, yeri gelince beraber üzülürüz ve çok az kavga ederiz; hatta birbirimizin sözlerine pek alınmayız çünkü ben samimi olduğum kişilerle dalga amaçlı öyle konuşurum.
 Biraz da Avril Lavigne’den bahsetmek gerekiyor. Aslında bu mükemmel kadının hayranı olmamın sebebi bir kankacığımın bana o kadını öğretmesiydi. O çok güzel, harika bir sesi var her ne kadar biz hayranlarına Twitter, Facebook gibi adreslerden cevap vermese de çok önem veriyor. O harika biri daha ne diyebilirim ki?
 Çizimlerime çok büyük bir değer veririm çünkü onlar benim hayal ürünümün eserlerdir, onları çok iyi saklarım. Ben moda tasarımcısı olmak istiyorum, bu benim küçüklüğümden de belliydi. Tasarım benim hayatımın bir parçası ve özellikle de giymek istediklerimi tasarlıyorum.
 Yazdıklarım… Ben aslında hem moda tasarımcısı hem de yazar olmak istiyorum ve bu yüzden yazdıklarım da çizdiklerimle aynı değerdedir benim gözümde. Kötü de yazmış olsam iç dünyama ait oldukları için onları saklarım. Mesela bu yazıyı ben hiç beğenmedim ama yine de saklayacağım belki de internette paylaşacağım insanlar çok az da olsa beni anlayabilsin diye.
 Okurlarım da benim için çok kıymetlidir çünkü yazdıklarımı okuyacak kişiler olmadıktan sonra sadece kendim için yazıyor olmak pek de bir şey ifade etmiyor çünkü ben kendi kendime yazma isteğinde bulunacağımı pek düşünmem. Ayrıca yazdıklarımı okuyan olmasa kimse bana hatalarımı söylemez ve ben kendimi de geliştiremem.
 Ve son olarak arkadaşlarım… Onlar sanırım çoklar. İçlerinde diğerlerine kadar daha değerli olanları da var ama tabi ki de kankalarım kadar değerli olamayacaklar. Bazen bütün günü birlikte geçiririz, çok eğleniriz. Onlar da çok iyilerdir. İşte onlar benim her şeylerim dediklerim. 

Yorumlar

  1. uuuuuuuu çohoooş olmuş <3

    YanıtlaSil
  2. Teşekkür ederim <3 Adsız da olsan kim olduğunu tahmin edebiliyorum. Umarım doğru tahmindir. :D

    YanıtlaSil
  3. Yav hangi profili seçeceğime karar veremedim bide bu nedir ya yazı tipini değiştir kızım okuyamıyorum aaaaaaa

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Kendine Ait Bir Oda" Yorumu

Ben, “Kendine Ait Bir Oda”ya başladığımda bu kitabı bu kadar seveceğimi düşünmemiştim. Hatta beğenip beğenmeyeceğim hakkında bir düşünceye dahi sahip değildim. Virginia Woolf’u sevdiğim için almıştım. Kadının cümleleri harika! Virginia Woolf kesinlikle benim onun için yazdığım bu cümleleri hak etmiyor. Ona layık olan cümleleri çoğu insan kuramayacağı için rahatım ama. Bu kadar iyi bir yazar olması bizim değil, onun suçu.
Daha ilk cümleden sizi kitaba çekiyor, Woolf. Kesinlikle ilk on, elli ya da yüz sayfası sıkıcı, devamı sizi heyecanlandıran kitaplardan değil “Kendine Ait Bir Oda”. Her sayfayı, her cümleyi dikkatle okuyacağınız, belki de aklınıza yerleştirmek için bir cümlesini defalarca kez okuyacağınız bir kitap. Daha önce de olmuştu tekrardan okumak istediğim kitaplar ama üzerinden zaman geçtikten sonra istemiştim ben bunu. Ama “Kendine Ait Bir Oda”yı okurken bile başa dönüp tekrar okumak istedim. Bitirdiğimde de bu fikrim değişmedi.
Kitap Kadın ve Kurmaca üzerine yazılmış. Altı …

Kimse Gök Kuşağı Yerine Yıldırım İstemez

Bir sonbahar günü, hava kara bulutlar tarafından işgal altına alınmışken, herkes sararıp dalından kopmuş yaprakların üzerinden geçip, bundan nedensizce zevk alırken bir kız bankta oturmuş, gözlerini yere dikmişti. Düşünceli görünüyordu. İnsanlar onun yaşındaki bir kızın tek başına oturuyor oluşuna aldırmıyordu. Kızın üzgün surat ifadesini ise görmüyorlardı bile. Herkes kendi halindeydi.  Birazdan yağmur yağacağını belirten bir şimşek çaktı, kız başını kaldırıp gökyüzüne baktı, sonra yine eğdi. Yaşadıklarını düşündü, yaşayamadıklarını düşündü. Rüzgar esti, kızın saçları uçuştu, yerdeki kurumuş yapraklar kımıldadı. Tüm yaşamını düşündü, yaşam amacını düşündü, mutsuz olmasının sebebini düşündü ve her küçük kızın kendisi gibi bunları düşünüp düşünmediğini...  Bir şimşek daha çaktı. Kız kafasını kaldırıp etrafına baktığında çoğu kişinin gitmiş, geri kalanların ise gitmek üzere olduklarını gördü. Kız gülümsedi; bu özlem dolu bir gülüştü. Yaşayamadığı bir şeye duyulan özlem... Şim…

Kitap Oku!

Çoğumuz sık sık, gerek okulda, gerek evde, gerek internette dolaşırken rastlantı eseri gördüğümüz yerde “Kitap oku!” cümlesi ile karşılaşırız. Tabi zaten yeterince –ki Türkiye’deki okuma oranlarına baktığımızda asla bu sayı bizim düşündüğümüz ‘yeterince’ kelimesini karşılamıyor ama en azından çevremizdekilere göre daha çok kitap okuduğumuzdan böyle benimseniyoruz- kitap okuyorsak bu cümle ile hiç karşılaşmayız. Sonuç olarak çoğumuz bu cümleyi duymuşuzdur. Nedense biz hep kitap okumayı sıkıcı, bitmek bilmeyen bir eylem olarak görmüş ve büyümüşüzdür. Bundaki en büyük etken kesinlikle “Kitap oku!” cümlesindeki eksiklikler, yanlışlıklardır. Bir kere kitap okumak bir emir olduğu için değil sevildiği için yapılan bir eylem olmalıdır. Çoğu kişi benim gibi mi düşünüyor bilmiyorum ama yapmayı en sevdiğim bir şey dahi olsa bana onu yapmam emredilerek söylenirse içimden hiç yapmak gelmez ama zorunda olduğum için isteksizce yaparım. İşte bu yüzden kitap okumak sevdirilmelidir. Şu anda kitap okum…