Ana içeriğe atla

Keşkelerle Dolu Adımlar...


          Sana asla söylemediğim bir şey vardı, hiçbir zaman cesaret edemediğim, halen de bu kısa cümleyi kurarken zorlandığım bir his vardı içimde… Seni Seviyorum…
 Sana bunu söylemedim, sen bana binlerce defa fısıldamış, bağırmış olsan da bu kelimeleri, ben sadece sana gülümseyerek baktım, hissettirmeye çalıştım. Bu da bir şey sayılır, değil mi? Sonuçta sen bu gerçeği biliyordun.
 Yine de bu cümleler içimde kaldı, kalbimi kapladı, düşüncelerimi etkiledi, kendimi üzmemeye çalıştığı her dakikada, her saniyede, her salisede, yaşamımın her parçasında kalbimden çıkmayan o iki kelimeli cümle seni aklıma getirdi, beni pişman etti bunları zamanında sana söyleyemediğim için. Pişmanlığım hiçbir anlam ifade etmiyor, artık bunu gerçekleştirebilmemin hiçbir anlamı yok çünkü.
 Neden bunu sana söyleyemediğimi bilmiyorum? Sevginin karşılıklı olduğunu duyduğunda hevesinin kaçacağını düşündüm sanırım. Gerçi sana olan sevgimi dile getiremezsem de her zaman hissettirmiştim, o zamanda sevginin karşılıklı olduğunu anlıyordun. Demek ki benim bunu sana söyleyememe nedenim başkaymış.
 Yolun ortasında, genç, keşkeler ile dolu adımlarla ilerliyor, her bir hücresi de aynı zamanda aynı kelimeleri haykırıyor içten içe: Seni seviyorum. Gözyaşları pişmanlıkla akıyor gözünden her bir damla büyük anlamlar taşıyor onun için, o kişi için akıtılan damlalar çünkü.
 Söylemek istediğim çok cümle, kelime vardı aslında ama hiç biri senin duymak istediğin kelimeler kadar değerli değildir.
 Seni seviyorum dediğinde, ben de seni seviyorum diyemedim; bu beni üzüyor, bunu duymayı o kadar hak ediyordun ki aslında ben sana seni seviyorum demeliydim ve sen sadece bana sarılarak sevgini hissettirmeliydin. Ben her gece kulağına fısıldamalıydım büyülü kelimeleri sen değil. Her insan içine çıkışımızda ben bağırmalıydım tüm şehre senin adınla birlikte seni seviyorum diye.
 Ben acaba seni, senin beni sevdiğin kadar sevebildim mi, çok merak ediyorum? Senin için ölmezdim, bunu kabul ediyorum ama ben senin için acılarla, pişmanlıklarla, beni kahreden anılarla yaşayabilirdim. Senin için nefret ülkesinden, düşman yerden, bir zamanlar âşıklar ülkesinin olduğu yerde yetişen aşk ağacından bir aşk meyvesi koparabilirdim. Bilirsin, nefret ve aşk iki büyük düşman; bunun en büyük nedeni de aynı anda aynı yerde barınmaya çalışmaları. Tabi iki büyük düşman olmalarına rağmen biri olmadan diğeri de olamaz…
 Ben de seni seviyorum, diyemedim; dilim söylememek için çaba sarf etti ve kazandı. Neden böyle yaptı dilim? Peki ya ellerim… Onlarda gerçekleri yazmaya cesaret edemedi. Yazabilseydim, o kâğıdı sana da verebilirdim.
 Çözemedim bunun nedenini; neden söylemedim sana belki de senin mutluluk kaynağın olacak kelimeleri? Sen yüzüme aşkını her haykırışında, her fısıldayışında kelimeleri kulaklarıma, içimdeki mutluluk büyüyordu. Mutluluğu yoksa sana çok mu gördüm?
 Anladım, sana hiçbir zaman söyleyemememin nedenini çünkü ben bencilin tekiyim her ne kadar sen ben, ben sen olsam da… Zaten seni de kimseyle paylaşamazdım; hep benimle vakit geçirmeni isterdim, başka insanlara bakmanı bile istemedim. Ama bu… Seni sevdiğimi söylemememin nedeni seni de kıskanmam aslında. Dünyadaki en mutlu kişi ben olmak istiyordum seni bile kıskanıyordum ve bu yüzden mutluluğumu senle paylaşmak istemedim; mutluluğu büyülü sözcümler dudaklarından yola çıkıp kulaklarıma vardığında tek başıma hissettim. Keşke kıskanç olmasaydım ve paylaşmayı bilseydim.
 Pişmanım… Sana her gece senin bana yaptığın gibi sevgi sözcüklerini fısıldamadığım için. İçimi acıtan asıl sebep ise asla diyemeyecek olmam.
 Ve her hatırlayışımda bana beni sevdiğini söylediğini, vücudumun her zerresi pişman oluyor sana karşılık vermememden dolayı; yani her zaman.
 Söz veriyorum, dön geri, söyleyeceğim sana her şeyi, her dakika tekrar edeceğim seni sevdiğimi, yumuşak bir sesle fısıldayacağım kulağına senin bana yaptığın gibi, yeter ki dön…
 Beni ağlatma, beni yalvartma, beni her gece gözyaşlarımla yalnız bırakma ve koşarak gel bana, sarıl, öp, sevdiğini göster, haykır, hatta bana neden zamanında sana doğru kelimeleri söylemediğim için kız, bağır ama geri dön… Söz veriyorum kıskançlığı ve bencilliği bir yana bırakıp sadece seni düşüneceğim. Büyük hayaller kuracağım ikimiz hakkında, sadece bize yetecek kadar küçük, bizi yaşatabilecek kadar büyük.
 İmkânsız… Senin hayatta olmayışın o kadar belli oluyor ki bazen boşlukta, umutsuzca ve amaçsızca dolanıyormuş gibi hissediyorum.
 Rüyadaydım, rüyadaydık ve birlikteydik. Birlikte bir ağacın altında birbirimize sarılmış, hiçbir cümle kurmuyorduk, senin ellerin benim, benim ellerim ise senin yüzündeydi, hava sıcaktı, güneşin sıcaklığını, senin varlığını öyle bir hissetmiştim ki tüm vücudumda her şeyi gerçek sanmıştım ta ki uyanana kadar.
 Sormadan edemedim kendime acaba ben uyurken beni ziyarete mi gelmiştin? Öldün ve sen yine de beni mutlu etmeye çalışıyordun? Toprağın altında yatmayı hak eden belki de ben olmalıydım, gerçi ben rüyalarını mutlulukla dolduran bir ruh olmazdım, düşünemezdim böyle bir şeyi ama sanırım sen yaşasaydın en azından dünyaya bir katkın olurdu; benim tek yaptığım içime kapanmak…
 Her saniye seni düşünüyorum; acaba sen yanımda olduğun için mi bunun sebebi yoksa kalbimdeki anıların mı? Bunun cevabını ‘sen yanımda olduğun için’ diye kabul ediyorum.
 Her gece yastığını pişmanlık gözyaşlarıyla ıslatan genç var. Sevgilisi geliyor ve ona ruhuyla dokunuyor, gencin yüreğine mutluluk doğuyor; onun varlığını hissediyor ama yine de bilmiyor.
 Ben her gün bu kelimelerin altında eziliyorum. Daha fazla dayanamıyorum ezilmeye, canım yanıyor, yardım et bana. Sana seni sevdiğimi söyleyeyim ve senin de bunu duyduğuna emin olayım.
 Çok pişmanım! Sarıl bana aşkım, yanıma gel. Seni seviyorum… Seni seviyorum. Seni seviyorum! Bunu milyonlarca defa tekrar edebilirim, yeter ki beni duyduğundan ve zamanında sana söyleyemediğimden dolayı beni affettiğinden emin olayım.
 Ben inanıyorum ki, şu anda ben senin mezarının başında oturup sana haykırırken ve etraftaki insanların bana attıkları bakışları aldırmazken sen benim yanımdasın, bana sarılıyorsun, gözlerinden gözyaşları akıyor ama bir insanınki gibi değil de bir ruha yakışır biçimde ışıltı halinde. Bak, tahmin ettim senin ne yaptığını. Şimdi sen bana söyle benim ne yaptığımı.
 Gülümsedi genç; uzun zamandan beri ilk kez. Ayağa kalktı ve mezara bakıp bağırmaya başladı seni seviyorum diye. Etraftakiler onun delirmiş olduğunu düşündü, o umursamadı çünkü biliyordu delirmediğini. O sadece pişmandı, sevgilisine seni seviyorum diyememişti. 



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kimse Gök Kuşağı Yerine Yıldırım İstemez

Bir sonbahar günü, hava kara bulutlar tarafından işgal altına alınmışken, herkes sararıp dalından kopmuş yaprakların üzerinden geçip, bundan nedensizce zevk alırken bir kız bankta oturmuş, gözlerini yere dikmişti. Düşünceli görünüyordu. İnsanlar onun yaşındaki bir kızın tek başına oturuyor oluşuna aldırmıyordu. Kızın üzgün surat ifadesini ise görmüyorlardı bile. Herkes kendi halindeydi.  Birazdan yağmur yağacağını belirten bir şimşek çaktı, kız başını kaldırıp gökyüzüne baktı, sonra yine eğdi. Yaşadıklarını düşündü, yaşayamadıklarını düşündü. Rüzgar esti, kızın saçları uçuştu, yerdeki kurumuş yapraklar kımıldadı. Tüm yaşamını düşündü, yaşam amacını düşündü, mutsuz olmasının sebebini düşündü ve her küçük kızın kendisi gibi bunları düşünüp düşünmediğini...  Bir şimşek daha çaktı. Kız kafasını kaldırıp etrafına baktığında çoğu kişinin gitmiş, geri kalanların ise gitmek üzere olduklarını gördü. Kız gülümsedi; bu özlem dolu bir gülüştü. Yaşayamadığı bir şeye duyulan özlem... Şim…

"Kendine Ait Bir Oda" Yorumu

Ben, “Kendine Ait Bir Oda”ya başladığımda bu kitabı bu kadar seveceğimi düşünmemiştim. Hatta beğenip beğenmeyeceğim hakkında bir düşünceye dahi sahip değildim. Virginia Woolf’u sevdiğim için almıştım. Kadının cümleleri harika! Virginia Woolf kesinlikle benim onun için yazdığım bu cümleleri hak etmiyor. Ona layık olan cümleleri çoğu insan kuramayacağı için rahatım ama. Bu kadar iyi bir yazar olması bizim değil, onun suçu.
Daha ilk cümleden sizi kitaba çekiyor, Woolf. Kesinlikle ilk on, elli ya da yüz sayfası sıkıcı, devamı sizi heyecanlandıran kitaplardan değil “Kendine Ait Bir Oda”. Her sayfayı, her cümleyi dikkatle okuyacağınız, belki de aklınıza yerleştirmek için bir cümlesini defalarca kez okuyacağınız bir kitap. Daha önce de olmuştu tekrardan okumak istediğim kitaplar ama üzerinden zaman geçtikten sonra istemiştim ben bunu. Ama “Kendine Ait Bir Oda”yı okurken bile başa dönüp tekrar okumak istedim. Bitirdiğimde de bu fikrim değişmedi.
Kitap Kadın ve Kurmaca üzerine yazılmış. Altı …

İstiyorum...

Siyah boşluğu süsleyen yıldızlara dokunmak istiyorum bu gece nedenini bilmezcesine. Sadece istiyorum, istediğimi almak istiyorum. Belki bir numara ben olmak istiyorum, belki de sadece nedensizce istiyorum. Ne önemi var ki, ben sadece istiyorum?  Maviliklerde uçmak istiyorum, uçarken bana göz kırpan güneşe el sallamak istiyorum. Rüzgârı hissetmek, özgür olduğumu bilmek istiyorum. Kuşlarla arkadaşlıklar kurmak, ağaçların dalına konabilmek istiyorum.  Yeşilliklerde koşmak istiyorum, ayaklarım yorulana kadar. Sonra kendimi yere atıp taze havayı içime çekmek… Doğayı hissetmek istiyorum, hayvanları sevmek ve onlarla konuşabilmek istiyorum.  Kahverengi bir kediyi sevebilmek istiyorum,  ona bakabilmek. Adını da ben koymak istiyorum; onu sahiplenmeyi de onu beslemeyi de… Her gün miyavlasın istiyorum, varlığını hissettirsin…  En kırmızısından bir gül koparmak istiyorum bahçeden, ellerime dikenleri batmadan. Onu bir vazonun içine koyup odama yerleştirmek… Odamı süslesin istiyorum, ona…