Ana içeriğe atla

Romanımın Giriş Bölümü


       
         Bazı insanların sonunu bazen karanlık getirir. Karanlık insanları boğabilir, öldürebilir. Ne kadar saçma değil mi? Karanlık nasıl bir insanı öldürecek? En fazla karanlıkta bazı şeyleri görememek insanı öldürebilirdi ki bu tür ölümlere sık rastlanmaz.
 Hayatı boyunca bir kez bile olsun ışığı görmemiş bir insan hayattan nasıl zevk alabilir? Aklına getirebileceği tek şey karanlık, boşluk… Rüyalarında bile hiçbir şey görememek ne kadar kötü? Sadece sesler var, kendi sesi var, hiçbir görüntü belirtisi yok, siyahlık tonunu bile değiştirmiyor. İşte bu insanı kahredebilir ve bu sebepten öldürebilir.
 Bir kere bile ışığı görmek bazı insanların hayali iken çoğu insan ışığı görebildiği için haline şükretmez. Bazıları görmenin nasıl bir duygu olduğunu bilmez ve hayatı boyunca küçük bir umutla o duyguyu bir gün öğrenebileceklerini düşlerlerken bazıları da bu duyguyu hissetmezler, önemsemezler.
 Şekillerin, insanların, hayvanların, bitkilerin, yaşadığı evin, yattığı yatağın en önemlisi de renklerin nasıl göründüğünü bilememek, hayal bile edememek, doğruluğundan tam olarak emin olduğu şeyin siyah olması hayattaki en kötü şeyken çoğu kişi elindekinin kıymetini bilemez, renklerin tadını çıkaramaz hatta bir rengi çok sever başka bir renkten nefret eder; oysaki o rengi görebildiği için kendini şanslı saymalıdır. Çünkü görebildiği bir varlıktan nefret etmek bir görme engelliye küfretmek gibidir.

 “Siyah nasıl bir renk anne?” Diye sordu küçük kız. Annesi gülümseyerek kızının yanağını okşadı, “Şu anda senin tek görebildiğin renk kızım, çok şanslısın ki siyahın gerçek tonunu yalnızca sen ve senin gibiler görebiliyor, biz bile gözlerimizi kapattığımızda senin gördüğün gibi güzel, masum siyahı göremiyoruz.” Dedi. Kız başını iki yana sallayarak: “Kendimi şanslı hissetmiyorum, ben bir tek renk görürken siz çok renk görüyorsunuz. Peki, renk nasıl bir şey anne? Senin en sevdiğin renk ne?”
 Annesinin gözlerinden yaşlar döküldü ve altı yaşındaki kızını kucağına alıp ona sıkıca sarıldı. “Renkler, görebilene güzeldir, ne yazık ki bizim bu yeteneğimiz olduğu halde onlara dikkatlice bakamıyoruz.” Kız ikinci sorusuna cevap gelmediğini fark edince: “Senin en sevdiğin renk ne?” Diye sorusunu tekrarladı. Annesi derin bir nefes alarak kızını cevapladı: “Siyah…”

-BOŞLUK


Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kimse Gök Kuşağı Yerine Yıldırım İstemez

Bir sonbahar günü, hava kara bulutlar tarafından işgal altına alınmışken, herkes sararıp dalından kopmuş yaprakların üzerinden geçip, bundan nedensizce zevk alırken bir kız bankta oturmuş, gözlerini yere dikmişti. Düşünceli görünüyordu. İnsanlar onun yaşındaki bir kızın tek başına oturuyor oluşuna aldırmıyordu. Kızın üzgün surat ifadesini ise görmüyorlardı bile. Herkes kendi halindeydi.  Birazdan yağmur yağacağını belirten bir şimşek çaktı, kız başını kaldırıp gökyüzüne baktı, sonra yine eğdi. Yaşadıklarını düşündü, yaşayamadıklarını düşündü. Rüzgar esti, kızın saçları uçuştu, yerdeki kurumuş yapraklar kımıldadı. Tüm yaşamını düşündü, yaşam amacını düşündü, mutsuz olmasının sebebini düşündü ve her küçük kızın kendisi gibi bunları düşünüp düşünmediğini...  Bir şimşek daha çaktı. Kız kafasını kaldırıp etrafına baktığında çoğu kişinin gitmiş, geri kalanların ise gitmek üzere olduklarını gördü. Kız gülümsedi; bu özlem dolu bir gülüştü. Yaşayamadığı bir şeye duyulan özlem... Şim…

"Kendine Ait Bir Oda" Yorumu

Ben, “Kendine Ait Bir Oda”ya başladığımda bu kitabı bu kadar seveceğimi düşünmemiştim. Hatta beğenip beğenmeyeceğim hakkında bir düşünceye dahi sahip değildim. Virginia Woolf’u sevdiğim için almıştım. Kadının cümleleri harika! Virginia Woolf kesinlikle benim onun için yazdığım bu cümleleri hak etmiyor. Ona layık olan cümleleri çoğu insan kuramayacağı için rahatım ama. Bu kadar iyi bir yazar olması bizim değil, onun suçu.
Daha ilk cümleden sizi kitaba çekiyor, Woolf. Kesinlikle ilk on, elli ya da yüz sayfası sıkıcı, devamı sizi heyecanlandıran kitaplardan değil “Kendine Ait Bir Oda”. Her sayfayı, her cümleyi dikkatle okuyacağınız, belki de aklınıza yerleştirmek için bir cümlesini defalarca kez okuyacağınız bir kitap. Daha önce de olmuştu tekrardan okumak istediğim kitaplar ama üzerinden zaman geçtikten sonra istemiştim ben bunu. Ama “Kendine Ait Bir Oda”yı okurken bile başa dönüp tekrar okumak istedim. Bitirdiğimde de bu fikrim değişmedi.
Kitap Kadın ve Kurmaca üzerine yazılmış. Altı …

İstiyorum...

Siyah boşluğu süsleyen yıldızlara dokunmak istiyorum bu gece nedenini bilmezcesine. Sadece istiyorum, istediğimi almak istiyorum. Belki bir numara ben olmak istiyorum, belki de sadece nedensizce istiyorum. Ne önemi var ki, ben sadece istiyorum?  Maviliklerde uçmak istiyorum, uçarken bana göz kırpan güneşe el sallamak istiyorum. Rüzgârı hissetmek, özgür olduğumu bilmek istiyorum. Kuşlarla arkadaşlıklar kurmak, ağaçların dalına konabilmek istiyorum.  Yeşilliklerde koşmak istiyorum, ayaklarım yorulana kadar. Sonra kendimi yere atıp taze havayı içime çekmek… Doğayı hissetmek istiyorum, hayvanları sevmek ve onlarla konuşabilmek istiyorum.  Kahverengi bir kediyi sevebilmek istiyorum,  ona bakabilmek. Adını da ben koymak istiyorum; onu sahiplenmeyi de onu beslemeyi de… Her gün miyavlasın istiyorum, varlığını hissettirsin…  En kırmızısından bir gül koparmak istiyorum bahçeden, ellerime dikenleri batmadan. Onu bir vazonun içine koyup odama yerleştirmek… Odamı süslesin istiyorum, ona…