Ana içeriğe atla

Geçecek...

"Geçecek." dediler. Gözlerimin içine bakarak asla gerçekleşmeyecek olan kelimeyi söylediler. Asla geçmeyecek, sen benim kalbimde yaşamaya devam ettiğin sürece hiçbir şey geçmeyecek.
 Güneş gökyüzünde parladığı, ay her gece pencereden baktığımda inadıma gülümsüyormuş gibi orada olduğu sürece her geçen gün biraz daha zor olacak.
 Anılar her aklıma geldiğinde ve gün geçtikçe bulanıklaştığı sürece her zaman kendimi suçlu hissedeceğim.
 Gülümsemiştin... Gülümsediğin zaman etrafa yaydığından elektriği ve istemsizce beni de gülümsettiğini hatırladım.
 Bakışlarındaki enerjiyi hatırladığım da ise neden ben yaşamayı bu kadar sevmiyorum ve ona bağlanmak için çabalamıyorum diye kendimi sorgulamıştım. Cevabı asla bulamadım, bulamıyorum, bulamayacağım...
 Ağlamamı istememiştin, ölüme gittiğini bana söylediğin ve bunu beni ne kadar üzeceğini bildiğin halde...
 Senin gözünün önünde ağlamadım. Sen zaten ölüm gibi bir dertle uğraşırken aptallık edip ağlayarak seni daha da üzmek istemedim. Eve gittiğimde ise hıçkırıklarım hiç susmadı, gözyaşlarım hiç bir zaman durmadı.
 "Ağlamayacağım." dedim, seni kandırdım, kendimi hiç bir zaman affetmeyeceğim.
 Ama sen de bana, beni hiç bir bırakmayacağını söylemiştin. O zaman sen de beni kandırdın ama üzülme, seni  affediyorum, kendini affet ve suçlu hissetme.
 İşin kötü yanı sen beni duyabildiğin halde benim seni duyamamam ve sana yalan söylediğim için beni affedip affetmediğini bilememem, umarım benim seni affettiğim gibi sen de beni affetmişsindir.
 "Geçecek." dediler. Ama neyin, ne zaman ve nasıl geçeceğini söylemediler. Gerçekten geçecek mi?
 Senin benimle nasıl konuştuğunu hatırladım dün gece ve yine ağladım. Her cümlende benimle ilgilendiğini, senin ve benim biz olduğumuzu vurguluyordun.
 Bir sabah gözlerimi evin zilinin çalınmasıyla açtım. Hemen yatağımdan kalkıp kapıyı açtım, çiçekçi ile karşılaştım, elinde bir kırmızı gül tutuyordu. Kafasında şapka vardı ve başını öne eğerek yüzünü gizlemişti. Sonra gülü bana uzattı ve "Üzgünüm, en sevdiğin çiçek kırmızı gül olduğu için onları dalından koparamadım, ben de elim boş gelmek istemediğim için en azından bir tane koparabilme cesaretinde bulundum, bu güzel gülü kabul eder misiniz hanımefendi?" dedi.
 O zaman sen olduğunu anladım ve hemen elimi şapkaya uzatıp başından çıkardım, yok oldun. Uyandım! Yine de üzülmem gereken yerde gülümsüyordum, bunun nedenini anlayamadım.
 Ve o gün ne oldu biliyor musun? Kapının önünde kırmızı bir gül buldum, onu hemen mezarına götürdüm. Belki de biliyorsundur...
 Ertesi gece uyuyamadım, gökyüzünü seyrettim. O zaman herkesin benim aksime mutlu olduğunu fark ettim. Peki, ben neden mutlu olamıyordum bir türlü?
 Hayat bana seni hediye edip neden sonrasında elimden almıştı ki? Ağladım, saatlerce...
 Sabah aynaya baktığımda kıpkırmızı gözlerle karşılaştım. Hiçbir şeyim yokmuş gibi görünmek için gülümsemeye çalıştım ama gülümsememin gözlerime ulaşmaması bir yana dudaklarımın kenarları yukarı doğru kıvrılmadı bile!
 İşe gittiğimde herkes bana bakıyordu, her zaman ki gibi... Bana acıyorlardı, bunu istemiyordum.
 Etrafıma bakındım, senin bir zamanlar oturduğun yerde artık bir başkası oturuyordu. Anılar zihnime hücum etti ve ağladım.
 Olmadı, yapamadım. Sana yalan söylememeyi başaramadım, lütfen affet beni.
 Sen öldün, hayallerimiz öldü, anılarımızın da ölmesinden korkuyorum. Senden bana bir tek onlar kaldı çünkü...
 İşte bu yüzden hayatımda değişiklik yapmıyorum; anıların canlı kalabilmesi için...
 "Geçecek." dediler. Ölüm asla geçmez, sen asla geri gelemezsin.
 Geçmesin, sen kalbimde de öleceksen eğer hiçbir şey geçmesin...



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İstiyorum...

Siyah boşluğu süsleyen yıldızlara dokunmak istiyorum bu gece nedenini bilmezcesine. Sadece istiyorum, istediğimi almak istiyorum. Belki bir numara ben olmak istiyorum, belki de sadece nedensizce istiyorum. Ne önemi var ki, ben sadece istiyorum?  Maviliklerde uçmak istiyorum, uçarken bana göz kırpan güneşe el sallamak istiyorum. Rüzgârı hissetmek, özgür olduğumu bilmek istiyorum. Kuşlarla arkadaşlıklar kurmak, ağaçların dalına konabilmek istiyorum.  Yeşilliklerde koşmak istiyorum, ayaklarım yorulana kadar. Sonra kendimi yere atıp taze havayı içime çekmek… Doğayı hissetmek istiyorum, hayvanları sevmek ve onlarla konuşabilmek istiyorum.  Kahverengi bir kediyi sevebilmek istiyorum,  ona bakabilmek. Adını da ben koymak istiyorum; onu sahiplenmeyi de onu beslemeyi de… Her gün miyavlasın istiyorum, varlığını hissettirsin…  En kırmızısından bir gül koparmak istiyorum bahçeden, ellerime dikenleri batmadan. Onu bir vazonun içine koyup odama yerleştirmek… Odamı süslesin istiyorum, ona…

Kimse Gök Kuşağı Yerine Yıldırım İstemez

Bir sonbahar günü, hava kara bulutlar tarafından işgal altına alınmışken, herkes sararıp dalından kopmuş yaprakların üzerinden geçip, bundan nedensizce zevk alırken bir kız bankta oturmuş, gözlerini yere dikmişti. Düşünceli görünüyordu. İnsanlar onun yaşındaki bir kızın tek başına oturuyor oluşuna aldırmıyordu. Kızın üzgün surat ifadesini ise görmüyorlardı bile. Herkes kendi halindeydi.  Birazdan yağmur yağacağını belirten bir şimşek çaktı, kız başını kaldırıp gökyüzüne baktı, sonra yine eğdi. Yaşadıklarını düşündü, yaşayamadıklarını düşündü. Rüzgar esti, kızın saçları uçuştu, yerdeki kurumuş yapraklar kımıldadı. Tüm yaşamını düşündü, yaşam amacını düşündü, mutsuz olmasının sebebini düşündü ve her küçük kızın kendisi gibi bunları düşünüp düşünmediğini...  Bir şimşek daha çaktı. Kız kafasını kaldırıp etrafına baktığında çoğu kişinin gitmiş, geri kalanların ise gitmek üzere olduklarını gördü. Kız gülümsedi; bu özlem dolu bir gülüştü. Yaşayamadığı bir şeye duyulan özlem... Şim…

"Kendine Ait Bir Oda" Yorumu

Ben, “Kendine Ait Bir Oda”ya başladığımda bu kitabı bu kadar seveceğimi düşünmemiştim. Hatta beğenip beğenmeyeceğim hakkında bir düşünceye dahi sahip değildim. Virginia Woolf’u sevdiğim için almıştım. Kadının cümleleri harika! Virginia Woolf kesinlikle benim onun için yazdığım bu cümleleri hak etmiyor. Ona layık olan cümleleri çoğu insan kuramayacağı için rahatım ama. Bu kadar iyi bir yazar olması bizim değil, onun suçu.
Daha ilk cümleden sizi kitaba çekiyor, Woolf. Kesinlikle ilk on, elli ya da yüz sayfası sıkıcı, devamı sizi heyecanlandıran kitaplardan değil “Kendine Ait Bir Oda”. Her sayfayı, her cümleyi dikkatle okuyacağınız, belki de aklınıza yerleştirmek için bir cümlesini defalarca kez okuyacağınız bir kitap. Daha önce de olmuştu tekrardan okumak istediğim kitaplar ama üzerinden zaman geçtikten sonra istemiştim ben bunu. Ama “Kendine Ait Bir Oda”yı okurken bile başa dönüp tekrar okumak istedim. Bitirdiğimde de bu fikrim değişmedi.
Kitap Kadın ve Kurmaca üzerine yazılmış. Altı …