Ana içeriğe atla

Kimse Gök Kuşağı Yerine Yıldırım İstemez


          Bir sonbahar günü, hava kara bulutlar tarafından işgal altına alınmışken, herkes sararıp dalından kopmuş yaprakların üzerinden geçip, bundan nedensizce zevk alırken bir kız bankta oturmuş, gözlerini yere dikmişti. Düşünceli görünüyordu. İnsanlar onun yaşındaki bir kızın tek başına oturuyor oluşuna aldırmıyordu. Kızın üzgün surat ifadesini ise görmüyorlardı bile. Herkes kendi halindeydi.
 Birazdan yağmur yağacağını belirten bir şimşek çaktı, kız başını kaldırıp gökyüzüne baktı, sonra yine eğdi. Yaşadıklarını düşündü, yaşayamadıklarını düşündü. Rüzgar esti, kızın saçları uçuştu, yerdeki kurumuş yapraklar kımıldadı. Tüm yaşamını düşündü, yaşam amacını düşündü, mutsuz olmasının sebebini düşündü ve her küçük kızın kendisi gibi bunları düşünüp düşünmediğini...
 Bir şimşek daha çaktı. Kız kafasını kaldırıp etrafına baktığında çoğu kişinin gitmiş, geri kalanların ise gitmek üzere olduklarını gördü. Kız gülümsedi; bu özlem dolu bir gülüştü. Yaşayamadığı bir şeye duyulan özlem... Şimdi herkes evlerine gidecek, bazıları kendilerine sıcak çikolata, kahve yapacak, sıcacık evlerinin penceresinden dışarıyı izleyecekti. Damlaların pencere vuruş sesini dinleyecek, her yerin ıslanışını izleyecek ve eğer isterlerse pencereyi açıp yağmur sonrası oluşan o mükemmel toprak kokusunun içlerine çekecekti. Anne ve babaları da onlara pencereden sarkma diyecekti. Ama hiç kimse bir yerlerde gidecek gerçek bir evi olmayan kızın ıslanıp hasta olabileceğini düşünmeyecekti. Niye düşüneceklerdi ki zaten? Onlar mutluydu ve dünya onların gözünde daima güzel bir yerdi, akıllarına mutsuz insanları, kötü olayları getirip mutluluklarına gölge düşürecek değillerdi.
 Kimse gök kuşağı yerine yıldırım istemezdi.
 Kız banktan kalktı ve ayaklarının onu götürdüğü yöne doğru ilerlemeye başladı. Küçük ellerini montunun içine sokmuş ve sıcak kalmalarını sağlamıştı.
 Yağmurun ilk damlaları yer yüzüne düştüğünde başını kaldırıp yine gökyüzüne baktı. Yüzü ıslanıyordu ve dolan gözlerinden artık akmaya başlayan bir kaç damlayı gizliyordu.
 Hava biraz kararmıştı., kız bunu umursamadı, zaten daha dünyada ne gibi kötülüklerin barındığından haberi yoktu.
 Uzaktan bir polis arabasının geldiğini görünce küçük bedenini büyük bir ağacın arkasına gizledi.
 Yaşadığı yerden kaçmıştı ve muhtemelen onu arıyorlardı.
 Arabanın uzaklaştığından emin olduktan sonra ağacın arkasından çıktı ve ilerlediği yönde aynı hızda yürümeye devam etti.
 Bir süre sonra yağmur hızlandı, güneş biraz daha ortadan kayboldu ve dışarıdaki insan sayısı azaldı. Hayvanlar ise yağmur başladığından beri hiç bir yerde gözükmüyordu.
 Yürüdü, yürüdü, çok yürüdü. Bir köprünün yakınlarına geldi. Kendinden yaşça büyük bir kız köprüden aşağısını seyrediyordu. Onu izlemeye başladı. Acaba o da kendisi gibi biri miydi? O da yaşadığı yerden mi kaçmıştı? Onun içinde de yaşayamadıklarına duyduğu özlem var mıydı? Sorular küçük kızın aklını kurcaladı.
  Bir kaç dakika öylece kızı izledi, sonra kız bir bacağını köprüden aşağı sallandırınca o yöne koşarak, "Dur!" Diye bağırdı. Büyük kız başını, küçük kıza çevirdi.
 "Duramam! Hayatım berbat!" Diye bağırdı ağladığını belli eden bir ses tonu ile.
 Küçük kız ona yaklaştı, "Benim de." Dedi. "Benim de hayatım berbat ama kendimi öldürmeyi düşünmüyorum. Gel, konuşalım, sen bana hayatını anlat ben de sana benimkini anlatayım."
 İlk başta küçük bir kızı dinlemekte karasız kaldı ama sonra sarkıttığı bacağını geri çekti ve gösterdiği yaştan daha büyük biriymişçesine konuşan kızın tam karşısına geçti.
 "Anlaştık, ama bir yerde oturup konuşalım."
 Bir kaç dakika yürüdüler, sonra buralara yakında bir parktaki banka, ıslak olmasını umursamadan oturdular. Zaten onlarında üstü ıslaktı.
 Kız, bu küçük kızın neler anlatacağını ve bu saatte tek başına dışarıda ne işi olduğunu çok merak ediyordu. Bu kızın ailesi ile evinde oturup çizgi film falan seyretmesi gerekmiyor muydu? Belki de kaybolmuştu.
 "Seni dinliyorum." Dedi küçük kız.
 Kız derin bir nefes alarak anlatmaya başladı:
 "Çok mutsuzum, ailem istediklerimi yapmama izin vermiyor, okulumdakiler benden nefret ediyor, beni dışlıyorlar, kimse benimle arkadaş olmak istemiyor, derslerim kötü, hiç bir şeye yeteneğim yok, çirkinim."
 "Bence çok güzelsin."
 "Herkes bana çirkin diyor, sadece ailem demiyor. Gerçi onlar da beni sevmiyor çünkü hiç bir şey yapmama izin vermiyor."
 "Nasıl bir ailen var?"
 "Dışarı çıkmama, istediğim zaman bilgisayarda oturmama izin vermiyorlar. Ah! Bir de çok baskıcılar, sürekli ders çalış diyorlar. Daha ne söyleyeyim ki?"
 "Senin iyiliğini düşünüyorlar."
 "Bana da öyle söylüyorlar ama hiç sanmıyorum. Benim iyiliğimi düşünselerdi beni üzmezlerdi."
 "Çok şanslısın."
 "Şanslı mı?"
 "Evet. Çünkü ailen var ve seni düşünüyorlar, senin onlardan nefret edeceğini bildikleri halde yine de senin iyi bir geleceğin olsun diye sana öyle davranıyorlar. Bunlar bence harika şeyler. Eğer kendini öldürmek istiyorsan ve dediğin berbat hayat buysa yanılıyorsun."
 "Ama okulumdaki herkes benden nefret ediyor."
 "Şimdi beni dinle, sonra itirazda bulun."
 Şimşek çaktı, yağmur hızlandı, onlar hâlâ orada oturuyorlardı. Bu küçük kızın neler anlatacağını merak etmişti.
 "Ben annemi ve babamı, akrabalarımı hiç tanımadım. Yaramazlık yaptığımda bana kızacak bir ailem yok. Beni seven bir ailem yok. Yaşadığım yer çocuk yurdu. Oradakilerin hepsi benim gibi, içine kapanık ve sessiz... Bir bir aile içinde güzel anlar yaşayamadık, aslında yaşayanlar var ama onlar da bir daha yaşayamayacak. Neden biliyor musun? Çünkü onların aileleri öldü ve yaşadıkları güzel anıları kaybettiler. Ben ve benim gibiler ise yaşayamadıklarını zaten daha doğdukları günden... Sen şanssız değilsin, aslında çok şanslısın. Ben de şanssız değilim, ailesinin ölümünü izleyenleri tanıdım, onlar gibi olmadığım için şanslıyım. Benden daha şanssızları var."
 Yaşadıklarını anlatınca birden aklına düşünceler doldu. Yaşama amacının ne olduğu kavramıştı. Belki de sırf bunu öğrensin diye bugünü böyle geçirmişti. Ayağa kalktı, "Hepimizin yaşama amacı var." Dedi.
 Uzaktan polis arabası göründü, arabayı gözden kaybetmeden oraya varmalıydı. Koşarken bir yandan da arkasını dönüp, "Unutma, senden daha kötü hayatları olanlar varken sen intihar edemezsin! Şimdi evine git ve benim gibilerin yerine ailene sımsıkı sarıl!" Diye bağırdı.
 Küçük kız sonunda rahatlamıştı. Artık üzülmüyordu bulunduğu duruma. O, belki de büyük kızın kendini öldürmesini engellemek için gelmişti dünyaya ya da onun gibi bir çok kişinin. Bundan sonra hayatında kendine yeni bir yol çizecekti. Hayatını tek bir amaç doğrultusunda yaşayacaktı: Kendi hikayesini ve benzer hikayeleri anlatarak insanların kendilerinden daha kötü durumda bulunan başka insanlar olduğunu, onların her şeye rağmen yaşamaya devam ettiğini hatırlatıp yaşama tutunmaları için elinden geleni sağlamak!
 Şu anda kendi gibilerin bulunduğu evine dönerken aklından geçenler bunlardı. Belki hiç konuşmadığı arkadaşları ile bugünden sonra iyi bir bağ kurup onlarında gerçekleri fark etmesini sağlamalıydı.






Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Kendine Ait Bir Oda" Yorumu

Ben, “Kendine Ait Bir Oda”ya başladığımda bu kitabı bu kadar seveceğimi düşünmemiştim. Hatta beğenip beğenmeyeceğim hakkında bir düşünceye dahi sahip değildim. Virginia Woolf’u sevdiğim için almıştım. Kadının cümleleri harika! Virginia Woolf kesinlikle benim onun için yazdığım bu cümleleri hak etmiyor. Ona layık olan cümleleri çoğu insan kuramayacağı için rahatım ama. Bu kadar iyi bir yazar olması bizim değil, onun suçu.
Daha ilk cümleden sizi kitaba çekiyor, Woolf. Kesinlikle ilk on, elli ya da yüz sayfası sıkıcı, devamı sizi heyecanlandıran kitaplardan değil “Kendine Ait Bir Oda”. Her sayfayı, her cümleyi dikkatle okuyacağınız, belki de aklınıza yerleştirmek için bir cümlesini defalarca kez okuyacağınız bir kitap. Daha önce de olmuştu tekrardan okumak istediğim kitaplar ama üzerinden zaman geçtikten sonra istemiştim ben bunu. Ama “Kendine Ait Bir Oda”yı okurken bile başa dönüp tekrar okumak istedim. Bitirdiğimde de bu fikrim değişmedi.
Kitap Kadın ve Kurmaca üzerine yazılmış. Altı …

İstiyorum...

Siyah boşluğu süsleyen yıldızlara dokunmak istiyorum bu gece nedenini bilmezcesine. Sadece istiyorum, istediğimi almak istiyorum. Belki bir numara ben olmak istiyorum, belki de sadece nedensizce istiyorum. Ne önemi var ki, ben sadece istiyorum?  Maviliklerde uçmak istiyorum, uçarken bana göz kırpan güneşe el sallamak istiyorum. Rüzgârı hissetmek, özgür olduğumu bilmek istiyorum. Kuşlarla arkadaşlıklar kurmak, ağaçların dalına konabilmek istiyorum.  Yeşilliklerde koşmak istiyorum, ayaklarım yorulana kadar. Sonra kendimi yere atıp taze havayı içime çekmek… Doğayı hissetmek istiyorum, hayvanları sevmek ve onlarla konuşabilmek istiyorum.  Kahverengi bir kediyi sevebilmek istiyorum,  ona bakabilmek. Adını da ben koymak istiyorum; onu sahiplenmeyi de onu beslemeyi de… Her gün miyavlasın istiyorum, varlığını hissettirsin…  En kırmızısından bir gül koparmak istiyorum bahçeden, ellerime dikenleri batmadan. Onu bir vazonun içine koyup odama yerleştirmek… Odamı süslesin istiyorum, ona…