Ana içeriğe atla

Canım sıkılmış galiba...


06.12.2012 Perşembe Saat: 17:16

Çok üzgünüm şu anda. Neden? Çünkü içine yazılarımı yazdığım yeşil defterimi kaybettim. Gerçi nerelere koymuş olabilirim diye kapsamlı bir araştırma yapmadım ama olsun. Sonuç olarak olabilecek yerlerde değil ve o defter benim için çok önemli. Mesela ben burada bir yazı paylaşmadan önce ilk ona yazıyorum, sonra bilgisayara geçirip paylaşıyorum. Tabi o defter aslında bir tek öykü defteri değil: Her şey! Neden mi? Çünkü içinde hikayeler, denemeler, birkaç gün sürmüş rüya günlüğüm, arkadaşlarıma yazdıklarım, arkadaşlarımın bana yazdıkları, saçma sözler, birkaç tane çizim, ciddi olarak yazdığım şiirler, saçmaladığım şiirler, yazma eyleminin hayatımdaki yeri ile ilgili beş ya da altı sayfalık yazı, sevdiğim İngilizce kelimeler, bana göre kafiyeli, anlamlı ve güzel olan İngilizce şarkılar ama Yasemin’e göre komik olan şarkılar ve tabi daha fazlası var! Şu anda tam hatırlamıyorum daha neler olduğunu. İşte öyle yani, defter çok önemli!
Şu anda matematik defterinden kopardığım bir sayfaya yazıyorum bunları. Bilerek matematik defterinden kopardım çünkü hiç sevmiyorum bu dersi. Sorunum ne, ben de bilmiyorum?
Hava soğuk olduğu için kaloriferin yanında oturuyorum, dışarıda yağmur yağıyor sanırım, bilmiyorum çünkü perde kapalı ve açıp bakmaya üşeniyorum. Her neyse ben zaten genelde yağmurlu günlerde yazıyorum ve nedenini bilmiyorum.
O değil de bu sefer yazarken şarkı dinlemiyorum. Genelde ben yazarken Lana Del Rey dinlerim ama bu sefer hiçbir şey dinlemiyorum. Ama böyle daha iyi çünkü öbür türlü şarkı dilime dolanıyor, aklımı karıştırıyor falan, yazacaklarımı unutuyorum ve bu kadar kısa sürede de bu kadar çok yazamıyorum.
Evet, fark ettim de bu sefer gerçekten çok şey yazmak istiyorum ve bunu kısa sürede yazıyorum. Yazıya başlamadan önce kısa bir şey olacağını düşünmüştüm ama normal uzunlukta ya da daha uzun olacak gibi. Uzun dediğim, Word’de üç sayfa falan.
Şu anda yazdıkça yazasım geldiği ve aklıda sürekli yeni cümleler oluştuğu için hızlı yazıyorum ve dolayısıyla elim yorulmaya başladı. Belki de yazı o kadar uzun olmaz.
Birden aklıma şunu yazmak geldi: Yapacağımız bir seçimin hangi yönce olacağına beyin altı saniye öncesinden karar vermiş oluyor. Bu sıralar ilgi çekici çok şey araştırıyorum. Seviyorum yeni şeyler öğrenmeyi… Ama okulu sevmem, ilgimi çeken şeyler genellikle anlatılmıyor çünkü.
Araştırmalardan söz etmişken, insanların yirmi bir aralıkta kıyamet kopacağı konusu hakkındaki düşüncelerini merak ettiğim için bu konu üzerinde de bir araştırma yaptım. İnanan, inanmayan, büyük bir şeyler olacağını ama bunun kıyamet ile alakası olmayacağını düşünen bir sürü kişi var. Bence yirmi bir aralıkta hiç bir şey olmayacak. Belki sınav oluruz :P (Kendime not: Espri yeteneği yok işte kızım, zorlama.)
O değil de ben bu yazıyı yeşil defterimi kaybettiğim için yazmak istemiştim ama konu değişti. Olsun ama şu anda en çok düşündüğüm şeylere değinmiş oldum.
Zaten tahmin ettiğim gibi uzun da olmadı. Baka bir yazıda artık…
Neyse, sonuç olarak defterimi kaybettim. Hepsi bu!
06.12.2012 Perşembe Saat: 17:42

Bu yazıyı yazdıktan sonra neler oldu?
17:48’de defter bulundu!
17:54’de bu kağıt defterin arasına yerleştirildi.
Bu arada sadece 1 word sayfası uzunluğunda olmuş yazı :D



(Bu resim çok hoşuma gitti, yazı ile bir alakası yok aslında.)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kimse Gök Kuşağı Yerine Yıldırım İstemez

Bir sonbahar günü, hava kara bulutlar tarafından işgal altına alınmışken, herkes sararıp dalından kopmuş yaprakların üzerinden geçip, bundan nedensizce zevk alırken bir kız bankta oturmuş, gözlerini yere dikmişti. Düşünceli görünüyordu. İnsanlar onun yaşındaki bir kızın tek başına oturuyor oluşuna aldırmıyordu. Kızın üzgün surat ifadesini ise görmüyorlardı bile. Herkes kendi halindeydi.  Birazdan yağmur yağacağını belirten bir şimşek çaktı, kız başını kaldırıp gökyüzüne baktı, sonra yine eğdi. Yaşadıklarını düşündü, yaşayamadıklarını düşündü. Rüzgar esti, kızın saçları uçuştu, yerdeki kurumuş yapraklar kımıldadı. Tüm yaşamını düşündü, yaşam amacını düşündü, mutsuz olmasının sebebini düşündü ve her küçük kızın kendisi gibi bunları düşünüp düşünmediğini...  Bir şimşek daha çaktı. Kız kafasını kaldırıp etrafına baktığında çoğu kişinin gitmiş, geri kalanların ise gitmek üzere olduklarını gördü. Kız gülümsedi; bu özlem dolu bir gülüştü. Yaşayamadığı bir şeye duyulan özlem... Şim…

"Kendine Ait Bir Oda" Yorumu

Ben, “Kendine Ait Bir Oda”ya başladığımda bu kitabı bu kadar seveceğimi düşünmemiştim. Hatta beğenip beğenmeyeceğim hakkında bir düşünceye dahi sahip değildim. Virginia Woolf’u sevdiğim için almıştım. Kadının cümleleri harika! Virginia Woolf kesinlikle benim onun için yazdığım bu cümleleri hak etmiyor. Ona layık olan cümleleri çoğu insan kuramayacağı için rahatım ama. Bu kadar iyi bir yazar olması bizim değil, onun suçu.
Daha ilk cümleden sizi kitaba çekiyor, Woolf. Kesinlikle ilk on, elli ya da yüz sayfası sıkıcı, devamı sizi heyecanlandıran kitaplardan değil “Kendine Ait Bir Oda”. Her sayfayı, her cümleyi dikkatle okuyacağınız, belki de aklınıza yerleştirmek için bir cümlesini defalarca kez okuyacağınız bir kitap. Daha önce de olmuştu tekrardan okumak istediğim kitaplar ama üzerinden zaman geçtikten sonra istemiştim ben bunu. Ama “Kendine Ait Bir Oda”yı okurken bile başa dönüp tekrar okumak istedim. Bitirdiğimde de bu fikrim değişmedi.
Kitap Kadın ve Kurmaca üzerine yazılmış. Altı …

İstiyorum...

Siyah boşluğu süsleyen yıldızlara dokunmak istiyorum bu gece nedenini bilmezcesine. Sadece istiyorum, istediğimi almak istiyorum. Belki bir numara ben olmak istiyorum, belki de sadece nedensizce istiyorum. Ne önemi var ki, ben sadece istiyorum?  Maviliklerde uçmak istiyorum, uçarken bana göz kırpan güneşe el sallamak istiyorum. Rüzgârı hissetmek, özgür olduğumu bilmek istiyorum. Kuşlarla arkadaşlıklar kurmak, ağaçların dalına konabilmek istiyorum.  Yeşilliklerde koşmak istiyorum, ayaklarım yorulana kadar. Sonra kendimi yere atıp taze havayı içime çekmek… Doğayı hissetmek istiyorum, hayvanları sevmek ve onlarla konuşabilmek istiyorum.  Kahverengi bir kediyi sevebilmek istiyorum,  ona bakabilmek. Adını da ben koymak istiyorum; onu sahiplenmeyi de onu beslemeyi de… Her gün miyavlasın istiyorum, varlığını hissettirsin…  En kırmızısından bir gül koparmak istiyorum bahçeden, ellerime dikenleri batmadan. Onu bir vazonun içine koyup odama yerleştirmek… Odamı süslesin istiyorum, ona…