Ana içeriğe atla

OKULDA YALAN SÖYLEMEYİ ÖĞRENİYORUZ


Not: Bu yazıyı sonuna kadar okursanız asıl anlatmak istediğimi anlayabilirsiniz.
Böyle bir durumla karşılaşacağımı hiç düşünmemiştim yazan biri olarak ama hiç düşünmediğimiz şeyler başımıza gelirmiş ya, işte benim de geldi.
Geçenlerde okulumuza gelen bir yazar hakkında düşündüklerimi yazmam istendi. Bu yazı milli eğitim müdürlüğüne gönderilecek ve ona göre gelecek yıl bu yazarın tekrar okulumuza gelip gelmeme durumu kararlaştırılacaktı. Ve bunu bana son gün söylediler.
Eve gittiğim zaman bilgisayarın başına oturup, boş sayfaya bakarak yazacaklarımı nasıl hafifletebilirim ve ne kadar az kırıcı bir şekilde bu yazıyı yazabilirim diye düşündüm. Sonunda buldum nasıl yazacağımı ve yazdım. Düşüncelerimi samimi bir şekilde yazdım çünkü ben yazarken rahat olmak isterim, kimse beni kısıtlamamalı. Belki düşündüğümden daha az hafifletmiş olabilirim ama sonuç olarak yine de tam olarak düşüncelerimi ifade etmedim, biraz kelimelerin arkasına saklandım. İsteyen oradan benim anlatmak istediğimi bulabilirdi.
Her neyse, benden bu yazıyı isteyen rehber öğretmenime verdim. Yanlış hatırlamıyorsam bir saat sonra sınıfa geldi ve bana yazıyı kendisinin beğendiğini ama müdiremizin çok sert bulduğunu açıkladı. Hatta bu yollanmalıydı ona göre ama ne yapabilirdi, sonuçta bu da onun elinde olan bir şey değildi. Hocalarımdan birisi de okudu ve beğendi. Bir başka hocamız da benden istenen şeyi yaptığım düşüncesindeydi. Evet, ben yazar hakkındaki düşüncelerimi yazmıştım ama sırf müdiremizin başı biraz ağrıyabilir diye yazımı yollamadı, onun yerine benden daha iyimser bir yazı yazmamı istemişti. Benden o yazar hakkındaki düşüncelerimi istemişlerdi, yalan şeyler yazarak birilerinin egosunu tatmin etmemi değil.
Daha önce de dediğim gibi yazarken rahat olmalıydım. Benden “düşüncelerimi anlatıyormuş gibi görünen övgü” yazımı öğlene kadar bitirmemi istediler ve ben derste bu yazıyı yazdım. O yazdıklarımda hiç samimi değildim. Benim anlatmak istediklerim yoktu ve çok kısa oldu. Ne yazacağımı bilmiyordum, sanırım hayatımdaki en kötü yazı buydu.
Arkadaşlarım da doğruları yazdığım yazıyı beğendiler ve bana “Ben olsaydım ikinci yazıyı yazmazdım” dediler. Keşke o yazar hakkındaki düşüncelerimi yazmayı baştan kabul etmeseydim diyorum ben de. Eğer ki en baştan bilseydim böyle olacağını kabul etmezdim. En nefret ettiğim şeylerin başında gelir yazarken düşüncelerimin kısıtlanması.
Okumak isteyenler için “Müdiremizim sert bulduğu ama doğruları anlattığım” yazım:
(Burada yazarın adı vardı), geçenlerde “Yazarlar Okullarda” projesi kapsamında okulumuza gelmişti. Okulumuza geldiği zaman kendi yazma sürecinden bahsetmişti ve yazar olmak isteyenler için önerilerde bulunmuştu.
Yazar, öykü türünde eserler verdiğini belirtmişti. Açıkçası çok fazla öykü türünde kitaplar okumam ki onun kitaplarını da okumadım. Yine de düzenli olarak denemelerini, eleştirilerini paylaştığı bir sitede yazılarını okumuştum. Yazarın kullandığı dil hakkında hiçbir şey söyleyemem çünkü normal bir anlatımla anlatmış, yani herkesin kullanabileceği gibi bir anlatım şekli ile. Fikir olarak ise ortak düşündüğümüz çok az şey olmakla birlikte neredeyse her konuda zıt düşüncelere sahibiz denilebilir. Bazı cümleleri de birbiriyle çelişkiye giriyor. Ya da kendini anlatmakta zorluk çekiyor.
Yazar, çok kitap okuduğunu ve bunun hata olduğunu söylemişti. Doğru söylemişti çünkü önemli olan çok okumak değil, nitelikli okumak ve okuduğun kitaptan ders çıkarmaktır. Ama şöyle bir şey var ki çok okuyan insan nasıl olursa olsun konuşması düzgün kişilerdir ama ben ne yazık ki bunu (Burada yazarın adı vardı)’da göremedim. Sonuçta yazar, bize örnek olsun diye okulumuza çağrılıyor ama biz karşımızda her kelimesinden sonra “eeee” diye düşünen biri ile karşılaşıyoruz. Belki bu benim gibi okumayı ve yazmayı sevenler için pek de önem belirtmeyebilir ama sevmeyenlerin kafasında bir ön yargı oluşturabilir. Mesela kitap okumayı gerekli görmez, “Nasıl olsa okursam da bir şey değişmeyecek” diye düşünebilir. Ki bunun yanlış olduğunu hepimiz biliyoruz.
Bir yazar ilk başta kelime haznesi geniş biri ve konuşmayı bilen biri olmalıdır. Kitabı ne kadar iyi olsa da açıkçası ben böyle birisinin kitabını alıp okumam. Çünkü yazar, kitabın içindedir farkında olmasa da… Her bir kelimedir yüzlerce sayfadaki… Yani bir yazarın konuşmasından, kullandığı kelimelerden o kitap hakkında bir düşünceye varabiliriz.
Ayrıca (Burada yazarın adı vardı) bir öğretmenmiş bize söylediği kadarıyla. Bir öğretmenin de kelime haznesi geniş, konuşması düzgün olmak zorunda değil midir? Yine de ben bunun heyecanından kaynaklandığı düşünmek istiyorum çünkü hiçbir yazara bunu yakıştıramıyorum. Yine de bir yazar, örnek olacaksa heyecanını yenmelidir.
Kısaca, eğer böyle bir proje yapılıyorsa daha iyi yazarlarla birlikte yapılmalı ki bizler de o yazarı kendimize örnek alabilelim, yazarlar hakkında da iyi bir yargıya varabilelim.
Ve bu da zoraki olarak yazdığım en iğrenç yazım:
(Burada yazarın adı vardı), geçenlerde “Yazarlar Okullarda” projesi kapsamında okulumuza gelmişti. Okulumuza geldiği zaman kendi yazma sürecinden bahsetmişti ve yazar olmak isteyenler için önerilerde bulunmuştu.
Yazar, öykü türünde eserler verdiğini belirtmişti. Açıkçası çok fazla öykü türünde kitaplar okumam ki onun kitaplarını da okumadım. Yine de düzenli olarak denemelerini, eleştirilerini paylaştığı bir sitede yazılarını okumuştum. Anlatımı iyi bir yazar, yazdığı konular genelde kitap okumak ve yazarlıkla alakalı. Yazdıkları ile yazar olmak isteyenlere bir yol gösterebilir.
Yazar, okulumuzdaki söyleşisinde çok kitap okuduğunu ve bunun hata olduğunu söylemişti. Doğru söylemişti çünkü önemli olan çok okumak değil, nitelikli okumak ve okuduğun kitaptan ders çıkarmaktır.
Yazar, kitaplara olan sevgisinden, yazmaya nasıl başladığından ve yazar olmak için neler yaptığından bahsederek bize örnek olmaya çalıştı.
Söyleşi süresi biraz daha uzun sürebilirdi çünkü soru soracak başka arkadaşlarımız da vardı. Bu sayede kitap okuma alışkanlığı kazanmak isteyenler daha çok aydınlanmış olur, yazar olmak isteyen arkadaşlarımız da kendilerine daha iyi bir yol çizebilirdi. Yine de yazarın anlattıkları gerek kitap okuma alışkanlığı konusunda,  gerek de yazar olmak isteyenler için yeterli olabilir.
Kitap okuma alışkanlığı aslında sadece bir kişiye bağlı değildir. Birey, çevresindeki büyükleri gözlemleyerek büyür. Bu yüzden ailelere ve öğretmenlere de büyük görev düşer. Yazarın bu konu hakkında yazmış olduğu “Kitap Okuma Alışkanlığı Nasıl Kazanılmaz?” yazısı okunmalı. Okulumuzdaki söyleşide de bu yazıda yazmış olduklarından kısa bir bilgi vererek sadece biz öğrencileri değil, öğretmenlerimizi de aydınlatmış oldu.
Gözlemlerime göre böyle bir projenin parçası olmaktan dolayı mutlu ve heyecanlıydı. Okulumuzda söyleşi yaparak bizi bilgilendirdiği için teşekkür ederiz.
Zaten okuyanlar bu yazıda ne kadar yapmacık olduğumun farkına varacaklardır. Bu son yazıdan öncekileri okumadan orayı okusanız bile ne kadar övülmek için zorla yazılmış bir yazı olduğunun farkına varırdınız. Ve yine farkına vardıysanız birinci yazıda ne kadar oradaysam, ikinci yazıda o kadar orada değilim, kendimi o kadar soyutladım.
Tabi ki de herkesin düşüncesi farklıdır, bir başkası benim aksime o yazarı beğenmiş olabilir ama dediğim gibi benim yazar hakkındaki düşüncelerimi anlatan bir yazı istemişlerdi benden. Okul müdiremiz daha ne istediğini bilmiyor. Bence ilk başta ne istediğine karar vermeli ondan sonra birilerine görev vermeli.
Sonuç olarak okul müdiremiz benden doğruları yazmamı değil, birilerine yararlanmak için yalan yazmamı istedi. Sizce eğitim bu mudur? Umuyorum ki bir daha böyle bir yazı yazmak zorunda kalmam.




Yorumlar

  1. Okuduğun için teşekkür ederim :)

    YanıtlaSil
  2. ikinci yazıda bayağı bir zorlamışsın kendini belli, bayağıda abartmışsın
    bence de ikinci yazı hayatında yazdığın en kötü yazı

    YanıtlaSil
  3. Yorumun için teşekkür ederim Esra. Ne diyeyim haklısın :)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İstiyorum...

Siyah boşluğu süsleyen yıldızlara dokunmak istiyorum bu gece nedenini bilmezcesine. Sadece istiyorum, istediğimi almak istiyorum. Belki bir numara ben olmak istiyorum, belki de sadece nedensizce istiyorum. Ne önemi var ki, ben sadece istiyorum?  Maviliklerde uçmak istiyorum, uçarken bana göz kırpan güneşe el sallamak istiyorum. Rüzgârı hissetmek, özgür olduğumu bilmek istiyorum. Kuşlarla arkadaşlıklar kurmak, ağaçların dalına konabilmek istiyorum.  Yeşilliklerde koşmak istiyorum, ayaklarım yorulana kadar. Sonra kendimi yere atıp taze havayı içime çekmek… Doğayı hissetmek istiyorum, hayvanları sevmek ve onlarla konuşabilmek istiyorum.  Kahverengi bir kediyi sevebilmek istiyorum,  ona bakabilmek. Adını da ben koymak istiyorum; onu sahiplenmeyi de onu beslemeyi de… Her gün miyavlasın istiyorum, varlığını hissettirsin…  En kırmızısından bir gül koparmak istiyorum bahçeden, ellerime dikenleri batmadan. Onu bir vazonun içine koyup odama yerleştirmek… Odamı süslesin istiyorum, ona…

Kimse Gök Kuşağı Yerine Yıldırım İstemez

Bir sonbahar günü, hava kara bulutlar tarafından işgal altına alınmışken, herkes sararıp dalından kopmuş yaprakların üzerinden geçip, bundan nedensizce zevk alırken bir kız bankta oturmuş, gözlerini yere dikmişti. Düşünceli görünüyordu. İnsanlar onun yaşındaki bir kızın tek başına oturuyor oluşuna aldırmıyordu. Kızın üzgün surat ifadesini ise görmüyorlardı bile. Herkes kendi halindeydi.  Birazdan yağmur yağacağını belirten bir şimşek çaktı, kız başını kaldırıp gökyüzüne baktı, sonra yine eğdi. Yaşadıklarını düşündü, yaşayamadıklarını düşündü. Rüzgar esti, kızın saçları uçuştu, yerdeki kurumuş yapraklar kımıldadı. Tüm yaşamını düşündü, yaşam amacını düşündü, mutsuz olmasının sebebini düşündü ve her küçük kızın kendisi gibi bunları düşünüp düşünmediğini...  Bir şimşek daha çaktı. Kız kafasını kaldırıp etrafına baktığında çoğu kişinin gitmiş, geri kalanların ise gitmek üzere olduklarını gördü. Kız gülümsedi; bu özlem dolu bir gülüştü. Yaşayamadığı bir şeye duyulan özlem... Şim…

"Kendine Ait Bir Oda" Yorumu

Ben, “Kendine Ait Bir Oda”ya başladığımda bu kitabı bu kadar seveceğimi düşünmemiştim. Hatta beğenip beğenmeyeceğim hakkında bir düşünceye dahi sahip değildim. Virginia Woolf’u sevdiğim için almıştım. Kadının cümleleri harika! Virginia Woolf kesinlikle benim onun için yazdığım bu cümleleri hak etmiyor. Ona layık olan cümleleri çoğu insan kuramayacağı için rahatım ama. Bu kadar iyi bir yazar olması bizim değil, onun suçu.
Daha ilk cümleden sizi kitaba çekiyor, Woolf. Kesinlikle ilk on, elli ya da yüz sayfası sıkıcı, devamı sizi heyecanlandıran kitaplardan değil “Kendine Ait Bir Oda”. Her sayfayı, her cümleyi dikkatle okuyacağınız, belki de aklınıza yerleştirmek için bir cümlesini defalarca kez okuyacağınız bir kitap. Daha önce de olmuştu tekrardan okumak istediğim kitaplar ama üzerinden zaman geçtikten sonra istemiştim ben bunu. Ama “Kendine Ait Bir Oda”yı okurken bile başa dönüp tekrar okumak istedim. Bitirdiğimde de bu fikrim değişmedi.
Kitap Kadın ve Kurmaca üzerine yazılmış. Altı …