Ana içeriğe atla

Kitap Oku!


Çoğumuz sık sık, gerek okulda, gerek evde, gerek internette dolaşırken rastlantı eseri gördüğümüz yerde “Kitap oku!” cümlesi ile karşılaşırız. Tabi zaten yeterince –ki Türkiye’deki okuma oranlarına baktığımızda asla bu sayı bizim düşündüğümüz ‘yeterince’ kelimesini karşılamıyor ama en azından çevremizdekilere göre daha çok kitap okuduğumuzdan böyle benimseniyoruz- kitap okuyorsak bu cümle ile hiç karşılaşmayız. Sonuç olarak çoğumuz bu cümleyi duymuşuzdur.
Nedense biz hep kitap okumayı sıkıcı, bitmek bilmeyen bir eylem olarak görmüş ve büyümüşüzdür. Bundaki en büyük etken kesinlikle “Kitap oku!” cümlesindeki eksiklikler, yanlışlıklardır. Bir kere kitap okumak bir emir olduğu için değil sevildiği için yapılan bir eylem olmalıdır. Çoğu kişi benim gibi mi düşünüyor bilmiyorum ama yapmayı en sevdiğim bir şey dahi olsa bana onu yapmam emredilerek söylenirse içimden hiç yapmak gelmez ama zorunda olduğum için isteksizce yaparım. İşte bu yüzden kitap okumak sevdirilmelidir.
Şu anda kitap okumayı sevmeyen yaşıtlarımın, kitap okumayı sevmemesinin en büyük nedenlerinden biri, daha alışkanlıkları yeni yeni yerine oturmaya başladığı zamanlarda eline anlamadığı kelimelerden oluşan kitapların verilmesi ve özet çıkartılmasının istenmesidir. Bu da bilinçaltının kitap okumayı sıkıcı bir eylem olarak algılamasına yol açmıştır. Hem haklılar hem haksızlar kitap okumayanlar bu nedenle. Haklılar çünkü kitabı yanlış tanımışlar; haksızlar çünkü çevrelerinde kitap okumayı seven insanlar bulunurken bunun sıkıcı bir şey olduğunu düşünmek saçmalıktır. Eğer kitap okumayı severek yapanlar varsa bu demektir ki kitap okumak sandıkları gibi sıkıcı değildir. Sıkıcı kitaplar da yok değil ama.
Kitap okumayı sevenler olarak yanlış kitap seçimler yapıyoruz. Okuyoruz, çok okuyoruz ama o okuduklarımızın bize kazandırdığı bir şey yok. Tabi bence her kitap insanlara bir şey kazandırır ama ne kazandırdıkları da önemlidir. Az önce sıkıcı kitaplar var demiştim. Bu yazarlığı bilmemekten ya da bizim dönemimizde yazılmadığından dolayı o dönemin etkisinde yazılmış olduğu için bize yabancı geldiğinden sıkıcıdır.
Bize bir şey kazandırmadığını düşündüğümüz kitapların aslında sandığımız gibi olmadığını belirtmiştim. Öncelikle o konuya değinmeden, bize hep şu cümlelerin de söylendiğini duymuşuzdur: “O tür kitapları da oku ama daha çok, sana bir şey kazandıracak kitapları tercih et.” Bu cümleyi nasıl algıladığımız çok önemlidir. Mesela bize “bir şey” katacağını düşündüğümüz kitapları mı yoksa “hayatımıza bir şey katarak bizi geliştirecek” kitapları mı okumalıyız. Çünkü her kitap ne kadar kötü olursa olsun bize o kitabı yazan yazarın, yazdığı konu hakkındaki düşüncelerini açıkça olmasa da gösterdiği için bu kötü kitaplar da bize daha geniş bir görüş açısı kazandırır. Sonuçta bu da bir kazanımdır ve kesinlikle kötü değildir. Tabi yine de “hayatımıza bir şey katarak bizi geliştirecek” kitapları daha çok okumamız gerekir.
Hazır kitap okumak ile alakalı bir yazı yazıyorken ilk paragrafta değindiğim, ülkemizin okuma oranı hakkında ve kitabımızda bir yılda çıkartılan kitaplar hakkında da yazmak istiyorum. Evet, bir yıl içinde çok az kitap basılıyor ve bu kitapların da çok azı okunuyor. Durum böyleyken daha çok kitap basılması gerektiğini düşünenler var ki ben öyle düşünmüyorum. Daha çok kitap basılması tabi ki de daha iyi olurdu ama okuyucu yokken boşuna ağaç katletmeye de gerek yok. İlk önce basılanlar okunmalı, ondan sonra daha çok kitap basılır. Hatta her kitap en az on bin adet satılmalı –ki bu bile az bence, ondan sonra daha çok kitap basılır. Zaten basılan her kitap satıyorsa ülkedeki okuma oranı da artar demektir, boşuna da o kadar kitap basılmıyor, bu yolda o kadar ağaç boşuna kesilmiyor demektir.
Ve son olarak popüler kitaplar… Bir kitabın popüler olması demek o kitabın iyi olduğu anlamına gelmez. Tabi iyi olanları da yok değil. Az önce dediğim gibi iyi kitapları okumaya özen göstermeliyiz. Tabi ki de sadece haz almak için de kitap okuyacaksın ama çoğunluk sana hiçbir şey katmazsa bunun ne faydasını görebilirsin ki? Her zaman her yaptığın şeyden zevk almak zorunda değilsin, ders çalışmak gibi ama onu öğrenmen gerekiyorsa kitap okurken de her zaman eğlenmeyi beklememelisin. Hatta okurken çözmesi zor olan kitaplar okumak daha iyidir, böylece beynini ekstradan çalıştırmış olursun. Ne yazık ki popüler kitapların çoğunda bu yok ve onlar sadece insanların iyi olduğunu düşündüğü kitaplar.
Yazacaklarım, bu konu için şu anlık bu kadar ama aklıma gelirse yeni bir yazım da onları da sizinle paylaşmak isterim. Yazımı burada sonlandırırken okumuş olmanızı ve bundan sonraki kitap seçimlerinizde etki etmiş olmayı diliyorum.  

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İstiyorum...

Siyah boşluğu süsleyen yıldızlara dokunmak istiyorum bu gece nedenini bilmezcesine. Sadece istiyorum, istediğimi almak istiyorum. Belki bir numara ben olmak istiyorum, belki de sadece nedensizce istiyorum. Ne önemi var ki, ben sadece istiyorum?  Maviliklerde uçmak istiyorum, uçarken bana göz kırpan güneşe el sallamak istiyorum. Rüzgârı hissetmek, özgür olduğumu bilmek istiyorum. Kuşlarla arkadaşlıklar kurmak, ağaçların dalına konabilmek istiyorum.  Yeşilliklerde koşmak istiyorum, ayaklarım yorulana kadar. Sonra kendimi yere atıp taze havayı içime çekmek… Doğayı hissetmek istiyorum, hayvanları sevmek ve onlarla konuşabilmek istiyorum.  Kahverengi bir kediyi sevebilmek istiyorum,  ona bakabilmek. Adını da ben koymak istiyorum; onu sahiplenmeyi de onu beslemeyi de… Her gün miyavlasın istiyorum, varlığını hissettirsin…  En kırmızısından bir gül koparmak istiyorum bahçeden, ellerime dikenleri batmadan. Onu bir vazonun içine koyup odama yerleştirmek… Odamı süslesin istiyorum, ona…

Kimse Gök Kuşağı Yerine Yıldırım İstemez

Bir sonbahar günü, hava kara bulutlar tarafından işgal altına alınmışken, herkes sararıp dalından kopmuş yaprakların üzerinden geçip, bundan nedensizce zevk alırken bir kız bankta oturmuş, gözlerini yere dikmişti. Düşünceli görünüyordu. İnsanlar onun yaşındaki bir kızın tek başına oturuyor oluşuna aldırmıyordu. Kızın üzgün surat ifadesini ise görmüyorlardı bile. Herkes kendi halindeydi.  Birazdan yağmur yağacağını belirten bir şimşek çaktı, kız başını kaldırıp gökyüzüne baktı, sonra yine eğdi. Yaşadıklarını düşündü, yaşayamadıklarını düşündü. Rüzgar esti, kızın saçları uçuştu, yerdeki kurumuş yapraklar kımıldadı. Tüm yaşamını düşündü, yaşam amacını düşündü, mutsuz olmasının sebebini düşündü ve her küçük kızın kendisi gibi bunları düşünüp düşünmediğini...  Bir şimşek daha çaktı. Kız kafasını kaldırıp etrafına baktığında çoğu kişinin gitmiş, geri kalanların ise gitmek üzere olduklarını gördü. Kız gülümsedi; bu özlem dolu bir gülüştü. Yaşayamadığı bir şeye duyulan özlem... Şim…

"Kendine Ait Bir Oda" Yorumu

Ben, “Kendine Ait Bir Oda”ya başladığımda bu kitabı bu kadar seveceğimi düşünmemiştim. Hatta beğenip beğenmeyeceğim hakkında bir düşünceye dahi sahip değildim. Virginia Woolf’u sevdiğim için almıştım. Kadının cümleleri harika! Virginia Woolf kesinlikle benim onun için yazdığım bu cümleleri hak etmiyor. Ona layık olan cümleleri çoğu insan kuramayacağı için rahatım ama. Bu kadar iyi bir yazar olması bizim değil, onun suçu.
Daha ilk cümleden sizi kitaba çekiyor, Woolf. Kesinlikle ilk on, elli ya da yüz sayfası sıkıcı, devamı sizi heyecanlandıran kitaplardan değil “Kendine Ait Bir Oda”. Her sayfayı, her cümleyi dikkatle okuyacağınız, belki de aklınıza yerleştirmek için bir cümlesini defalarca kez okuyacağınız bir kitap. Daha önce de olmuştu tekrardan okumak istediğim kitaplar ama üzerinden zaman geçtikten sonra istemiştim ben bunu. Ama “Kendine Ait Bir Oda”yı okurken bile başa dönüp tekrar okumak istedim. Bitirdiğimde de bu fikrim değişmedi.
Kitap Kadın ve Kurmaca üzerine yazılmış. Altı …