Ana içeriğe atla

EDEBİYATTA GERİLEME DÖNEMİ

Edebiyatçılar Cumhuriyet Dönemi Edebiyatı devam ediyor ya da etmiyor şeklindeki tartışmalar içerisindeyken son dönemlerde internetin etkisiyle kitaplaşan hikâyeler sanırım bu tartışmaya net bir cevap şeklindedir. Bu kitaplar, hatta kitap demeye bile dilim varmıyor, mutantlar, ne yazık ki her geçen gün artmakta. Ve bunda en büyük suç yayınevlerinde. Ama bu demek değil ki tek suçlu onlar.

Cumhuriyet Dönemi Edebiyatı bitti diyorum. Peki, onun yerine ne başladı? Söyleyeyim size: Gerileme Dönemi. Neden mi? Gerek eserlerin yazım dili olsun gerek de içerikleri olsun umut verici cinsten değil. Hatta çoğu mutant kitap birbirine benzer şekilde ilerliyor. Bu oldukça rahatsız edici. Geleceğe bırakılacak eserler bunlar mı olacak, diye düşünmeden edemiyor insan. Allah’tan içlerinde birkaç umut verici eser var da insanın içi bir nebze de olsa rahatlıyor.

Elbette her insan mükemmel bir romanla başlamaz yazmaya. Her yazarın olmuştur çıraklı dönemi. Herkes yazmıştır içerik ve yapı bakımından yerlerde sürünen eserler. Peki ya bu eserlerin kaçı yayımlanmıştır? İşte önemli olan bu: yayımlanması. Popüler bir hikâyenin, sırf para kazanmak uğruna yayınevlerince kalitesi önemsenmeden yayımlanması! Kitap çıkartmak bu kadar basit olmamalı. Kitapta bir emek olmalı. Elbette zamanını ayırıyor herkes iyi veya kötü yazsın ama Tomris Uyar’ın da dediği gibi: Sen şimdi bir kunduracıya ayakkabını veriyorsun, sonra da ayakkabını alıp evine gidiyorsun ve giydiğinde adamın düzgün çakmadığı bir çivi ayağına giriyor. Şimdi ama emek harcadı, saygı duymalıyım mı dersin yoksa ayakkabıyı gidip adamın kafasına mı atarsın?

Her eline kalem alan yazar oluyorsa bugün, yarın da her eline mikrofon alan şarkıcı da olur, her eline fırçayı alan ressam da olur. Bu mu yani sanat? Yıllarca yetenekli insanların sesini duyurmaya, insanları sanata yönlendirmeye çalışmalarına karşılık sırf on binler tarafından tanındığı için kalitesiz eserler mi gerçekten yetenekli olan insanların eserlerinin hak ettiği değeri görecek? Böyle devam ederse bu durum eğer, ne gelecekte Türk Edebiyatında bahsedilmeye değer bir yazar olacak ne de dünyaca tanınan, gurur duyabileceğimiz bir yazar.

Yayınevleri de elbet kendi ceplerini düşünecekler, sonuçta yaptıkları işten para kazanıyorlar ve bu sayede hayatta kalıyorlar. Çok da kızamam bu konuda ama ne diye içleri boş hikâyeleri kitaplaştırırsınız? Daha umut verici bir hikâye görmediniz mi, bulamadınız mı koskoca internette? İlla en çok okunanları mı kitaplaştırmak zorundasınız içeriğine önem vermeksizin? Belli bir okuyucu kitlesi olup iyi yazanları da kitaplaştırabilirsiniz. Reklamını da iyi yaparsınız ve yine kazanırsınız paranızı. Ne vardı edebiyata çöpler kazandırmakta? Virginia Woolf yıllar önce değil de bu yıllarda yaşasaydı herhalde intihar nedeni bu mutant kitaplar olurdu.

Boşuna sevindiriyorsunuz yazarları, yayınevleri! Bunlar gelip geçici. Zaten çoğunun yaşları küçük ve kalplerinin kırılmasına müsaitler bu nedenle. Şimdi bu yazarlara gelen eleştiriler ne olacak? Onlar zaten kitabım çıkacak, diye sevinirken ilerisini düşünebilecek, bu eleştirilere gerekli cevabı verebilecek yaşta mı? Siz o basmaya karar verdiğiniz kitaplarda onlarını bunu düşünebileceğine dair bir ışık gördünüz mü? Daha kalemleri gelişmemiş onların, belli bir noktaya gelememişler, belki de ileride çok pişman olacaklar. Kendimden küçüklere bu yüzden kızamıyorum çok fazla. Hatta onlar adına üzülüyorum ama benimle yaşıt olanların ya da benden büyük olanların derdi ne, anlayamıyorum. Bir heves, belki de daha çok tanınmak adına, ilerisini düşünmeden nasıl hareket edebilirler? Farkında değiller sanırım ileride, bu kitaplarla da adlarının anılacağını. Ya da onlar için önemli değil edebiyat.

Ne kadar şanslıyız aslında internette yazdıklarımızı yayımlayarak. Eskiden yazarların bu kadar fazla kişiye ulaşıp onların eleştirileri doğrultusunda kendilerini geliştirebilecekleri böyle bir ağ yoktu. Arkadaşlarına okutabiliyorlardı en fazla. Kitapları çıktıktan sonra tanışabiliyorlardı kitlelerle. Ya da bir dergide yayımlanırsa hikâyeleri, şiirleri… Ki bu da kolay değildi. Defalarca olumsuz yanıt alan yazarlar oldu, hem yayınevlerinden hem de dergilerden. Haksızlık gibi geliyor bu bana, o yazarlara, anlıyor musunuz? O kadar iyi yazarın birçok yayınevi tarafından reddedilip çok sonraları hak ettikleri değeri bulması, hatta bazı yazarların değerlerinin onlar yaşarken değil de onların ölümünden sonra anlaşılması, şu an çıkan kitaplara baktığımda onlara yapılmış büyük bir haksızlık gibi geliyor.

Okuyucuda da suç var. Böyle kişilere imkân sağlayan biraz da onlar. Elbette internette yayımlanmış hikâye olarak okuyun ama hiç mi sizin aklınıza gelmiyor yazarı uyarmak? Hem diyelim yazan kişi aldığı tekliften ötürü mutluluktan sağlıklı düşünemezken siz de niye onu destekler ve daha fazla yükseğe çıkarırsızınız ki? Yükseğe çıktığında ve artık çok geç olduğunda fark edecek paraşütü olmadığını. Demek istediğim, yazan kişiyi kötüleyin, yazdıklarına hakaretler yardırın değil; doğru bir dille onu uyarın, çok geç olmadan fark edebilsin eksiğini. Daha iyisini yapabileceğine dair onu cesaretlendirip elle tutulur bir değeri olan kitap çıkartmasına neden olun.

Şimdi diyeceksiniz belki de sen çok mu iyi yazıyorsun, bu kadar cümle sarf ettiğine göre sen mi hak ediyorsun kitabının çıkmasını diye. İyi yazdığımı iddia etmiyorum. Hatta çoğu zaman kötü yazdığımı da düşünüyorum. Bir dönem kitabımın çıkmasını da çok istemiştim ki iyi ki o zamanlar yazdıklarım kitaplaştırılmamış diye düşünüyorum şimdi. Çünkü pişman olurdum. Eğer kitabım çıkacaksa nitelikli yazdığım zaman çıksın. Ve eğer yirmi yıl sonra böyle bir kitap yazacaksam o zaman da çıkabilir kitabım. Ben beklerim. Adım yıllarca kötü kitaplarla anılacağına o kadar beklemek benim gözümde büyük bir zaman dilimi değil.

Umarım ki pirinçten taş ayıklar gibi bulduğumuz umut veren eserler ön plana çıkar ve artar gelecek yıllarda. Taş dediğime bakmayın, bunu kötü anlamda söylemiyorum. Mesela elmas olarak algılayabiliriz o taşları. Her neyse, sözümü daha fazla uzatmayacağım. Para uğruna basılan, popüler, içi boş kitaplar değil; okuduğumuza, verdiğimiz paraya değecek kitaplar süslesin ki rafları gelecekte de bu iyi kitapların yazarlarından çokça bahsedelim. 




Yorumlar

  1. Mükemmel bir yazı olmuş, takdir ettim gerçekten. Ayakta alkışlıyorum.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İstiyorum...

Siyah boşluğu süsleyen yıldızlara dokunmak istiyorum bu gece nedenini bilmezcesine. Sadece istiyorum, istediğimi almak istiyorum. Belki bir numara ben olmak istiyorum, belki de sadece nedensizce istiyorum. Ne önemi var ki, ben sadece istiyorum?  Maviliklerde uçmak istiyorum, uçarken bana göz kırpan güneşe el sallamak istiyorum. Rüzgârı hissetmek, özgür olduğumu bilmek istiyorum. Kuşlarla arkadaşlıklar kurmak, ağaçların dalına konabilmek istiyorum.  Yeşilliklerde koşmak istiyorum, ayaklarım yorulana kadar. Sonra kendimi yere atıp taze havayı içime çekmek… Doğayı hissetmek istiyorum, hayvanları sevmek ve onlarla konuşabilmek istiyorum.  Kahverengi bir kediyi sevebilmek istiyorum,  ona bakabilmek. Adını da ben koymak istiyorum; onu sahiplenmeyi de onu beslemeyi de… Her gün miyavlasın istiyorum, varlığını hissettirsin…  En kırmızısından bir gül koparmak istiyorum bahçeden, ellerime dikenleri batmadan. Onu bir vazonun içine koyup odama yerleştirmek… Odamı süslesin istiyorum, ona…

Kimse Gök Kuşağı Yerine Yıldırım İstemez

Bir sonbahar günü, hava kara bulutlar tarafından işgal altına alınmışken, herkes sararıp dalından kopmuş yaprakların üzerinden geçip, bundan nedensizce zevk alırken bir kız bankta oturmuş, gözlerini yere dikmişti. Düşünceli görünüyordu. İnsanlar onun yaşındaki bir kızın tek başına oturuyor oluşuna aldırmıyordu. Kızın üzgün surat ifadesini ise görmüyorlardı bile. Herkes kendi halindeydi.  Birazdan yağmur yağacağını belirten bir şimşek çaktı, kız başını kaldırıp gökyüzüne baktı, sonra yine eğdi. Yaşadıklarını düşündü, yaşayamadıklarını düşündü. Rüzgar esti, kızın saçları uçuştu, yerdeki kurumuş yapraklar kımıldadı. Tüm yaşamını düşündü, yaşam amacını düşündü, mutsuz olmasının sebebini düşündü ve her küçük kızın kendisi gibi bunları düşünüp düşünmediğini...  Bir şimşek daha çaktı. Kız kafasını kaldırıp etrafına baktığında çoğu kişinin gitmiş, geri kalanların ise gitmek üzere olduklarını gördü. Kız gülümsedi; bu özlem dolu bir gülüştü. Yaşayamadığı bir şeye duyulan özlem... Şim…

"Kendine Ait Bir Oda" Yorumu

Ben, “Kendine Ait Bir Oda”ya başladığımda bu kitabı bu kadar seveceğimi düşünmemiştim. Hatta beğenip beğenmeyeceğim hakkında bir düşünceye dahi sahip değildim. Virginia Woolf’u sevdiğim için almıştım. Kadının cümleleri harika! Virginia Woolf kesinlikle benim onun için yazdığım bu cümleleri hak etmiyor. Ona layık olan cümleleri çoğu insan kuramayacağı için rahatım ama. Bu kadar iyi bir yazar olması bizim değil, onun suçu.
Daha ilk cümleden sizi kitaba çekiyor, Woolf. Kesinlikle ilk on, elli ya da yüz sayfası sıkıcı, devamı sizi heyecanlandıran kitaplardan değil “Kendine Ait Bir Oda”. Her sayfayı, her cümleyi dikkatle okuyacağınız, belki de aklınıza yerleştirmek için bir cümlesini defalarca kez okuyacağınız bir kitap. Daha önce de olmuştu tekrardan okumak istediğim kitaplar ama üzerinden zaman geçtikten sonra istemiştim ben bunu. Ama “Kendine Ait Bir Oda”yı okurken bile başa dönüp tekrar okumak istedim. Bitirdiğimde de bu fikrim değişmedi.
Kitap Kadın ve Kurmaca üzerine yazılmış. Altı …